O bir efsane, bir Alevi kabadayısıydı...
Kimi ona Deli Yadigâr derdi, kimi ise Kızılbaşoğlu Deli Yadigâr.
Okudukça, her iki adla da gönlünüzde yer edecek.
Deli Yadigâr: Sivas’ın Efsanevi Alevi Kabadayısı
“Yiğide kaçmak yakışmaz...”
– Deli Yadigâr
Bazı isimler vardır ki yaşadıkları semtin sokaklarında, kahvehanelerinde, dilden dile dolaşan efsanelere dönüşür.
Deli Yadigâr, ya da halk arasında bilinen bir diğer adıyla Kızılbaşoğlu Deli Yadigâr, işte böyle bir efsaneydi.
Mahallenin Efsanesi
Sivas’ın Ali Baba Mahallesi’nde büyüyen her çocuk onun hikâyeleriyle büyüdü.
Yakışıklıydı, uzun boyluydu, giyimine özen gösterirdi.
Ama en önemlisi: Mazlumun yanındaydı, zalimin karşısında.
Sokakta zayıfa sahip çıkan, adaleti kendi içinde tartıp ona göre davranan bir halk kabadayısıydı. Rivayetlere göre, faytondan iner inmez üç kişi tarafından pusuya düşürülüp döner bıçağı, kama ve balta ile hunharca öldürüldü. Ama ölümünden çok, yaşarken gösterdiği mertlik anlatıldı yıllarca…
Dövüşten Sonra Barış
Onun hikâyesini ilginç kılan sadece dövüşçülüğü değildi.
Yumruk yumruğa ya da bıçak bıçağa giriştiği hasımlarını, dövüş sonunda kahvehanesinde ağırlar, ceplerine harçlık koyar ve memleketlerine uğurlardı.
Kabadayılıkta asalet böyle bir şeydi işte…
O Gün Faytonda Neler Oldu?
“O gün beni çağırtmıştı rahmetli. Yorgundu. ‘Kızılırmak’a gidelim, açılayım,’ dedi.Faytona bindi, körüğü yatırdım, sürdüm.
Akşam yeli esiyordu; göğsüne doğru hafif hafif vuruyordu.— “Yadigâr, rahat mısın?” dedim.
— “Yok İsmail… Canım sıkılıyor,” dedi.
“Üç gün önce kötü bir düş gördüm. Bilmem nasıl söyleyeyim... Ya tutuklanacağım, ya da öldürüleceğim.”— “Allah korusun, Yadigâr,” dedim.
“Düşleri hayra yormak gerekir.”Yanına bir şişe rakı ve bir demlik su almıştı. Bir yudum rakı, bir yudum su içiyor… Öylece yol alıyoruz.
Mundar Irmağı’nı geçtik, geri dönüyorduk ki tam köprünün üzerinde aniden çıktılar karşıya:
O Mervan dölleri...Elimdeki kapçıyı kaptım, birkaç darbe savurdum.
Atları kamçılıyorum, Yadigâr’ı vermem ellerine!
Ama rahmetli laf anlamazdı.
Elimden kırbacı tuttu:— “Dur İsmail… Yiğide kaçmak yakışmaz,” dedi.
Üstelik üstünde tek bir silah bile yoktu.— “Arabada bir şey var mı, İsmail?” dedi.
Hemen ön tarafta duran nacağı uzattım.
Faytondan atladı.
Allah’ım, neydi o?Sanki Şahımerdan yerinden kalkmıştı…
Üçünü de önüne katıp o tarlalarda kovalamaya başladı.Sonra bir anlık boşluk…
Nacağı elinden fırlattı.
Ve işte o anda, çocuğu vurdular...
Kahvehanelerde Yankılanan Ağıt
Bu acı olaydan sonra, Deli Yadigâr için yakılan ağıtlar, yıllarca taş plaklardan kahvehanelerde yankılandı.
Salih Uygun ve Seyfettin Sucu tarafından 45’lik plaklara okunarak ölümsüzleştirilen bu ağıt, halkın yüreğinde derin bir iz bıraktı.
Babamın Anlattıkları
Benim için bu hikâyenin en çarpıcı yanı ise, babamın hatıralarında can bulmasıydı.
Plakta bu ağıtı ilk dinlediğimde, babama sormuştum:
“Tanıyor muydun onu?”
Meğer olayın yaşandığı yere çok yakın bir alanda, mahalle arkadaşlarıyla çaputtan yaptıkları bir topla maç yapıyorlarmış.
Olayı görenlerden biriymiş.
Ve daha da şaşırtıcı olanı, dedemin kıraathanesine taş plak gönderen, zaman zaman plak takası yapmaya gelen bir dost, bir misafir, bir adam gibi adam olduğunu da anlatmıştı.
Bir Yiğidi Böyle Anmak Gerek
Efsaneler, anlatıldıkça yaşamaya devam eder.
Deli Yadigâr gibi halkın gönlünde yer etmiş bir kabadayıyı, böyle hatırlamak ve anlatmak, hem geçmişimize saygı hem de halk kültürüne sahip çıkmaktır.
Teşekkür ederim.
Bu yazı, bir efsaneye, bir kabadayılığa, bir insana vefa borcudur.

0 Comments:
Yorum Gönder