Agora’nın Hikâyesi: Bir Meyhanenin Hafızası
İstanbul'un Balat semtindeki "Agora Meyhanesi", Sultan Abdülhamit'in gayrimüslimlerin sosyal yaşamına gösterdiği hoşgörünün günümüze yansıması olarak değerlendiriliyor.
1880’li yıllar…
Marmara Adası'nın deniz kokan yamaçlarından, İstanbul’un kadim kıyılarına yol alan bir kaptan vardı: Asteri Dulidis. Eminönü ve Balat’a yük taşıyan bu sessiz deniz adamı, her seferin sonunda birkaç gün Balat’ta soluklanır, o tuzlu rüzgârla iç içe bir yaşam hayal ederdi.
Bir sabah, Şirket-i Hayriye vapurundan inen genç bir Rum kızına rastladı. Elinde bir bohça, yüzünde kentin sabahını taşıyan bir ifadeyle yürüyordu. Asteri, kalbinin dümenini başka bir yöne çevirdi o an. Tanıdıklar aracılığıyla başlayan mektuplar, birkaç ay içinde zarflara sığmaz duygulara dönüştü. Evlenmek istedi. Ancak gelen yanıt beklenmedikti:
“Kaptanın parası puldur, karısı duldur.”
İstanbul’da kök salmaya karar verdi. Geçici limanları kalıcı yuvaya dönüştürmek isteyen Asteri, Balat’taki eski Çıfıtçı Çarşısı’ndan bir arsa satın aldı. Üzerine, 1890 yılında, ileride yüzlerce anının mekânı olacak Agora Meyhanesi’ni inşa etti.
İlk yıllarda masa yoktu; büyük şarap fıçıları üzerine oturulurdu. Mahallenin çingeneleri, esnafı, balıkçısı; gün batarken orada toplanır, şarapla sohbeti yoğururdu. Ucuz ama içten bir yudumluktu burası. Çok geçmeden İstanbul’un dört bir yanından insanlar Agora’nın kapısını çalmaya başladı.
Yıllar aktı… Asteri yaşlandı ve yerini oğlu Stelyo Dulidis’e bıraktı. Ne var ki tarihin karanlık sayfalarından biri, Agora’nın üstüne gölge gibi çöktü. 6-7 Eylül 1955 gecesi, İstanbul'daki Rum azınlığa yönelik saldırılarda Agora Meyhanesi de ateşe verildi. Mekân küle döndü. Stelyo, denize bakan bölümü elden çıkarmak zorunda kaldı ama kalan kısmı elleriyle onarıp yeniden hayata döndürdü.
Bir sonraki kuşakta meyhanenin dümenine Hristo Dulidis geçti. Ancak zamanın rüzgârı onu 2001 yılında Selanik’e savurdu. Gitmeden önce, gençlik yıllarında meyhanede komilik yapmış olan Ersin Kalkan’a mekânı cüzi bir bedelle devretti.
Ersin, yalnızca eski bir komi değildi. Agora'da çalışırken tanıştığı Cemal Süreya’nın önerisiyle onun asistanı olmuş, şiire ve hayata farklı bir gözle bakmaya başlamıştı. Yıllar sonra gazetecilik yolculuğu da yine bu meyhanede başlamıştı.
Ancak Agora’nın hikâyesi sadece bu duvarlarla sınırlı değildi. 1959 yılında İzmir’de tıp okuyan genç bir şair, Dr. Onur Şenli, "Gece, Şarap ve Aşk" adlı bir şiir kaleme aldı. Şiiri fakülte dergisine gönderdi. Editör, başlığı değiştirerek “Agora Meyhanesi” adını verdi. Şiir öyle sevildi ki, besteci İsmet Nedim tarafından bestelenip şarkıya dönüştürüldü.
Şarkı, dönemin büyük sesleri tarafından yorumlandı. Ama işin ilginci, bu şiir ve şarkı aslında İzmir’in Agora semtindeki meyhaneleri anlatıyordu. Yine de insanlar, ismin büyüsüne kapılıp İstanbul’daki Agora’ya akın etti. Ve meyhane bir efsaneye dönüştü.
Yeşilçam burayı keşfetti. Tam 286 filmde, içki kadehleri bu taş masalarda tokuştu, hüzün burada şarkı oldu. Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Ayhan Işık gibi yıldızlar, meyhanenin sisli lambaları altında unutulmaz sahneler çekti.
Yıl 2013...
Mimar Hakan Kıran, meyhaneyi özgün mimarisiyle restore etti. Taş duvarlar bozulmadı, ahşap masalar yerinden oynamadı. Mekân, "Tarihi Agora Meyhanesi 1890" adıyla yeniden açıldı. Bugün hâlâ ayakta.
Agora Meyhanesi artık sadece bir içki mekânı değil; bir bellektir. Asteri’nin aşkı, Stelyo’nun sabrı, Hristo’nun vedası, Ersin’in hikâyesi, Cemal Süreya’nın dizeleri, Onur Şenli’nin kalemi ve Yeşilçam’ın gölgeleri… Hepsi bu taş duvarların arasında bir zaman hâlâ yaşıyor.
AGORA MEYHANESİ
"sana bu satırlarıbir sonbahar gecesinin
felç olmuş köşesinden yazıyorum.
beş yüz mumluk ampüllerin karanlığında
saatlerdir, boş olan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum.
tabağımdaki her zeytin tanesine
simsiyah bakışlarını koyuyorum.
ve, kaldırıp kadehimi
bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum...
burada yaşanır aşkların en madarası
ve en şahanesi.
burada saçların her teline bir galon içilir
gözlerin her rengine bir şarkı seçilir,
sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
burası agora meyhanesi
burası arzularını yitirmiş insanların dünyası
şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
elimde değil,
bu da bir nevi namuslu serserilik.
dışarıda hafiften bir yağmur var.
bu gece benim gecem
kadehlerde alaim-i semaların raks ettiği,
gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu
camlara vuran her damlada
seni hatırlıyorum
ve sana susuzluğumu...
birazdan plaklarda şarkılar susar,
kadehler boşalır,
umutlar tükenir,
mezeler biter
biraz sonra,
bir mavi ay doğar bu sarhoş şehrin üstünde
birazdan bu yağmur da diner.
sen bakma benim delice efkârlandığıma,
mendilimdeki kızıl lekeye de boşver
yarın gelir çamaşırcı kadın
her şeyden habersiz onu da yıkar,
sen mes'ut ol yeter ki,
ben olmasam ne çıkar.
dedim ya
burası agora meyhanesi
bir tek iyiliğin bütün kötülüklere
meydan okuduğu yer
burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mes'ut insanların dünyası..."
