Gitarın Büyücüsü Zafer Dilek

 


Gitarın Büyücüsü Zafer Dilek




Türk müzik tarihinde bazı isimler vardır ki, görünürlükleri sınırlı olsa da arkalarındaki iz silinmez bir derinlik taşır. Zafer Dilek, bu özel isimlerin başında gelir. Hem icracılığı hem düzenlemeciliği hem de bestecilik becerisiyle, özellikle 1970’li yılların Türk pop ve folk-rock sahnesinde kendine özgü bir köprü inşa eden Dilek, dinleyenlerin hafızasında “gitarın büyücüsü” olarak yer etmiştir.

Zafer Dilek’i farklı kılan en önemli unsur, gitarı yalnızca bir enstrüman olarak değil, adeta sesle resim yapan bir fırça gibi kullanmasıdır. Anadolu’nun folklorik ezgilerini Batı’nın armonik yapısıyla buluştururken ne yöresel duyguyu incitir ne de modern müzik estetiğinden taviz verir. Bu denge, onun düzenlemelerine benzersiz bir kimlik kazandırmış; pek çok türkü, Dilek’in dokunuşlarıyla yeni bir soluk almıştır. Elektrik gitarın karakteristik tınısını bağlama yürüyüşleriyle harmanlarken gösterdiği ustalık, o dönemde Türkiye’de pek az müzisyene nasip olmuştur.

Dilek’in stüdyo müzisyeni olarak üstlendiği rol de kariyerinin önemli bir parçasıdır. Pek çok sanatçının albümünde arka planda sesi duyulan, ama ismi çoğu zaman kapakta görünmeyen bir emek ustasıdır o. Bu alçakgönüllü varlığı, onun işine duyduğu saygının bir göstergesidir. Müzik dünyasında bilinen bir hakikat vardır: Bir parçayı doğru kişilerin ellerine teslim etmek, ona yepyeni bir hayat kazandırır. Zafer Dilek tam da bu “doğru eller”in sembol isimlerinden biri olmuştur.

1970’lerde yayımladığı enstrümantal albümler, hem melodik zenginlikleri hem de dönemin reel-to-reel kayıt atmosferini taşıyan dokularıyla bugün hâlâ koleksiyonerlerin gözdesidir. Bu albümler, bir yandan Anadolu popun estetik çerçevesini genişletmiş, diğer yandan genç müzisyenlere enstrümantal ifadenin ne kadar güçlü olabileceğini göstermiştir.

Zafer Dilek’in müziğinde hâkim olan duygu, ustalığın sakin öz güvenidir. Gösterişe kaçmayan ama gösterişsizliğinde ihtişam barındıran bir yetkinlik… Dinleyici, onun bir melodiyi nasıl işlediğine kulak verdiğinde, her notanın bilinçli, her süsleme ve her geçişin özenle seçilmiş olduğunu hisseder. Bu nedenle eserlerinde “zaman aşımı” yaşanmaz; dönem ne olursa olsun müzikal estetik hep güncel kalır.

Bugün, Türk müziğinin dönüşüm süreçlerine bakıldığında, Zafer Dilek’in sessiz ama güçlü katkısı daha net görünmektedir. O, gitarı ile yalnızca melodiler üretmemiş; geleneği modernlikle buluşturan sağlam bir müzikal köprü kurmuştur. Bu nedenle onun adı, yalnızca geçmişin bir hatırası değil, Türk müzik kültürünün yaşayan bir referans noktasıdır.




Unutursun diye / Sadik Iclises



Unutursun diye

“Unutursun diye çok korkuyorum.”

Geçmişe dair ne söylesek eksik kalıyor aslında. “Geçmiş zaman olur ki…” deriz ya, ardından istemsiz bir iç çekiş çöker omuzlarımıza. Çünkü biliriz: zaman geçer, geçtikçe de insanın içindeki bir şeyleri alır götürür. Kimi hatıralar bir gölün dibine çöken sessiz tortular gibi kalır; elini uzatsan tutamazsın, ama varlıklarını hep hissedersin.

Büyüklerimizin “Ah o eski günler…” diye başlayan cümleleri, yalnızca bir sızı değil, zamana karşı verilen küçük bir mücadeledir belki. Çünkü her “eski”, artık elimize değemeyen bir sıcaklık, geri gelmeyecek bir an, göz kırpıp karanlığa karışan bir hatıradır.

Ben de bundan korkuyorum işte. Bir gün, bugünleri unuturuz diye. Bir bakmışız, yaşadığımız o güzel lahza, anlatıldıkça eksilen bir masala dönmüş… Geriye ise sadece buruk bir gülümseme, yanak kenarında sızlayan bir hüzün ve “keşke biraz daha kalsaydık o anın içinde” diyen sessiz bir iç çekiş kalmış.

Ama yine de kıymetli olan belki de budur: kaybolacağını bile bile sevmek, geçeceğini bile bile sarılmak, unutma korkusuyla daha çok hatırlamak.












Kara Camışları Vurdum Bayıra

 

Kara Camışları Vurdum Bayıra




Türküde anlatılan aslında garip bir çobanın hikâyesidir. Anasız, babasız, kimsesiz büyümüş; fakat köylü tarafından sevilmiş, sahiplenilmiş bir garip delikanlı… Yıllardır bildiği tek iş, köylünün malını mülkünü, davarını bayırda, çayırda otlatmaktır. Temiz niyetli, eli yüzü düzgün bu delikanlının yaşı başı da evliliğe varınca, kimsesi olmadığı için yıllardır emeğini gören köylüler ona vefa göstermişler; kendi denginde, hanım hanımcık bir kızla nişanlamışlar bu garip çobanı.

Gariban çobanın düğün günü yaklaştıkça yüreği yerinde durmaz olmuş. Hayatında ilk kez böyle bir mutluluğa kavuşacağı düşüncesi uykularını kaçırıyormuş. O güne kadar biriktirdiği tüm parasını, köyün yakınında yaptırdığı bir göz odalı evine harcamış. Geceler boyu sabahlara kadar hayaller kurarak evin orasını burasını işlemiş; kapısını, penceresini silmiş süslemiş. Hayal kurmaktan gözüne uyku girmez olmuş.

Ömrü boyunca doğru dürüst yeni elbisesi olmamış. Bu yüzden düğün için kendine lacivert bir takım almış ki kimse “Güveyinin elbisesi eski” demesin.

Düğün günü gelip çatmış. Bir yanda davul zurna, bir yanda saz söz… Çoban köyde herkes tarafından sevilirmiş; yardıma koşmayan kalmamış. Kimisi davul tutmuş, kimisi düğün aşı pişiriyor. Kimisi de bir tokluyu boynuzundan çekip çobanın evinin önüne bağlamış. Köylü, tek bir can olmuş çobanın düğününde; herkes düğünün sahibi, herkes düğüne davetli. Kimi halay çekiyor, kimi su dağıtıyor, kimi yer sofralarını düzenliyor. Güvey ise mutluluktan içi içine sığmıyor; hem nişanlısına kavuşacak olmanın heyecanı hem de köylünün dayanışması yüzünde ışık gibi parlıyormuş.

Sabahın erken saatlerinde camışları bayıra sürmüş, başlarına da bir çocuk bırakmış. “Bugünlük o baksın, yarından sonra yine sürünün başına geçerim” diye düşünmüş. Bir yandan sık sık lacivert takımına bakıyor, öte yandan camışları düşünüp içinden geçiriyormuş:
“Allah vere bir aksilik çıkmasa. Hayvanlar elin ekinine girip ziyan vermese… Vuruşup birbirini yaralamasalar…”

Akşam yaklaşmış, gelin birazdan getirilecek. Kız evine kızı almaya giden kalabalık yoldaymış. Güveyin yanında yalnızca iki sağdıç kalmış. Tam o sıra, sabah sürüyü teslim ettiği çocuk uzaktan görünmüş. Nefes nefese yanlarına varıp:

“Seyfettin emmilerin camışıyla Menco dayının camışı birbirine girdi. Kıran kırana dövüşüyorlar!” demiş.

Güveyin yüzünün rengi uçmuş. Sağdıçlar ona bakmış, o sağdıçlara… Gelin gelecek, davulun sesi yaklaşıyor; ama Menco’nun camışı gözünün önünden gitmiyor. O camış elinde büyümüş, malaklığını bilirmiş. Öteki camış desen, ona da kıyamazsın. Bu dövüşte mutlaka birinin yıkılacağı belliymiş.

Bir anda davulu da, gelini de unutmuş. Yolu bir çırpıda tutup koşmaya başlamış; sağdıçlar da peşinden. Dövüş alanına vardıklarında camışlar bayırdan aşağı inmiş, çayıra açılmış hâlde birbirine dikilmiş duruyormuş. Ölüm kalım anıymış; ikisi de ayaklarıyla yeri eşeliyor, burunlarından sanki alev saçıyormuş.

Çoban iki camışın ortasına geçip kollarını açmış. Her zaman böyle yaptığında hayvanlar onu tanır, kokusunu alır, bir metre kala durur; sonra biri bir yana, öteki öbür yana çekilirmiş. Ama bugün üzerinde her günkü yamalı giysileri değil, lacivert takım elbisesi varmış. Ne kendisi eski çoban gibi görünüyormuş, ne de camışlar onu tanıyormuş.

Camışlar iyice kızıp hızla koşmaya başlamışlar. Sağdıçlar kenardan heyecanla izliyormuş. İki hayvan vardı varacak, duracak gibi değiller. Çoban ise her zamanki gibi kendinden emin, kımıldamadan duruyormuş.

Ama bu kez öyle olmamış.

Camışlar çobanı yeni elbisesiyle tanıyamamış, kokusunu ayırt edememişler. Öyle bir vuruşmuşlar ki, arada kalan çobanın kemik sesleri dağa taşa yayılmış. Lacivert takım bir anda kıpkızıl kana boyanmış.

Haber köye ulaştığında gelin indirme havasını çalan davullar susmuş, zurnalar sükûta bürünmüş. Yeni gelinin elleri koynunda kalakalmış. Olay, halkın yaratıcı diliyle “Kara Camışları Saldım Bayıra” türküsüne dönüşerek dilden dile bugüne kadar ulaşmış.




                          Gara Camışları Vurdum Bayıra

                          Döyüşe Döyüşe İndi Çayıra

                          Diyin Güveyiye Gele Ayıra

                          Güveyin İşini Allah Gayıra

                          Giderem Giderem

                          Dudu Gumru Gibi Durmaz Öterem Öterem

                          Gelin helalleşin gardaş giderem

                          Bir Oda Yaptırdım Döşedemedim

                          Üç Günlük Ömrümü Beş Edemedim

                          Zalım Feleginen Baş Edemedim

                          Bu Kara Bahtıma Küsmüş Giderem



Fuzuli Kantatası



Fuzuli Kantatası

Bestecisi Cihangir Cihangirov, sözleri ise Fuzuli'ye ait

Sovyet döneminin muhteşem bir müziği..

Muhteşem Fuzuli, Muhteşem Beste, Muhteşem Orkestra ve Muhteşem bir yorum

daha ne söylenebilir ki...

FUZULİ KANTATASI

Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan, murâdım şem'i yanmaz mı?
Sevgili, cefası ile beni candan usandırdı, cefa etmekten kendisi usanmaz mı?
Ahımın ateşinden gökler yandı, muradımın mumu hâlâ yanmaz mı?
Kamu bîmârına cânân, deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman, beni bîmarı sanmaz mı?
Sevgili bütün aşk hastalarının derdine deva ihsan eder
Bana niçin çare bulmuyor, yoksa beni hasta sanmaz mı?
Şeb-i hicran yanar cânım, döker kan çeşm-i giryânım
Uyadır halkı efgânım, gara bahtım uyanmaz mı?
Ayrılık gecesinde canım yanar, ağlayan gözüm kanlı yaş döker.
İniltilerim halkı uyandırır, kara talihim uyanmaz mı?
Gûl-i ruhsârına karşu, gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu, akar sular bulanmaz mı?
Gül yanağına karşı, gözümden kanlı gözyaşı akar.
Sevgilim! Bu gül mevsimidir, akan sular bulanmaz mı?
Gâmım pinhan dutardım ben, dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı?
Sıkıntımı gizli tutardım ben, yâre açıkla dediler
Bilmiyorum, söylesem, o vefasız inanır mı inanmaz mı?
Değildim ben sana mâil, sen ettin aklımı zâil
Bana ta'n eyleyen gâfil, seni görgeç utanmaz mı?
Ben sana gönül vermemiştim, aklımı sen çeldin.
Beni ayıplayan şaşkın, seni görünce utanmaz mı?
Fuzûlî rind-i şeydâdır, hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı..
Fuzûlî, çılgın bir aşıktır, halka daima rezil olmuştur.
Ona bu nasıl bir sevdadır, bu sevdadan usanmaz mı diye sorun..


Bu eser 1959 yılında Azerbaycan Devlet Opera ve Bale Tiyatrosu sahnesinde Azerbaycan Devlet Senfoni Orkestrası, Azerbaycan Devlet Korosu ve Şovkat Alakbarova tarafından seslendirilmiştir.


Arif Erkin Güzelbeyoğlu & Müzik



Arif Erkin Güzelbeyoğlu & Müzik

(11 Eylül 1935, Gaziantep – 16 Ekim 2025, İstanbul)
Türk mimar, müzisyen ve tiyatro–sinema oyuncusudur.

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, tiyatro dışında da çok sayıda film ve diziye müzik besteledi. UmutAğıtDeğirmenKarakolda Ayna VarGramafon AvratBir Milyara Çocuk ve Bizimkiler gibi yapımlar onun müzikleriyle tanındı. Umut filmiyle 1969 Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Müzik Ödülü”nü kazandı.

2021 yılında İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali tarafından “Onur Ödülü”ne layık görüldü.



Hayatı ve Kariyeri

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, 11 Eylül 1935 tarihinde Gaziantep’te doğdu. Soyadı, “Güzelbeyzade” adlı Türkmen boyundan gelen aile adının Türkçeleştirilmesiyle oluştu. Yükseköğrenim için İstanbul’a gitmeden önce çocukluk ve gençlik yıllarını Gaziantep’te geçirdi.

Tiyatroya ilgisi lise yıllarında başladı. Gaziantep Lisesi öğrencisiyken 1950 yılında katıldığı bir yarışmada, Molière’in Hastalık Hastası oyunundaki başrolü kazanarak amatör tiyatro hayatına adım attı. Aynı dönemde lise öğretmeninden keman dersleri aldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde mimarlık eğitimi aldı. Ayrıca Devlet Opera ve Balesi’nin Opera Dershanesi’nde müzik eğitimi gördü. Bir süre İstanbul Radyosu’nda solist ve korist olarak görev yaptı.

Tiyatro kariyerine, amatör topluluklardan Genç Oyuncular grubunun kuruluşunda yer alarak başladı. Askerlik hizmetinden sonra, 1964 yılında Gülriz Sururi–Engin Cezzar Tiyatrosu’nda Refik Erduran’ın Direklerarası adlı müzikalinde rol alarak profesyonel oyunculuğa geçti. Oyunun müziklerini de kendisi besteledi. Daha sonra Haldun Taner’in Zilli Zarife ve Vatan Kurtaran Şaban oyunlarının müziklerini yaptı.

Genco Erkal tarafından kurulan Dostlar Tiyatrosu’nun kuruluş kadrosunda yer aldı ve topluluğun ilk beş yılı boyunca sahnelenen tüm oyunların müziklerini besteledi.

Sanat çalışmalarının yanı sıra, uzun yıllar kamu görevinde bulundu. İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğü’nde otuz yıl çalıştı; Beşiktaş Belediyesi’nde İmar Müdürü ve Teknik Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Emekli olduktan sonra da müzik çalışmalarına devam etti.


Müzik ve Sinema Çalışmaları

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, tiyatro dışında da çok sayıda film ve diziye müzik besteledi. Umut, Ağıt, Değirmen, Karakolda Ayna Var, Gramafon Avrat, Bir Milyara Çocuk ve Bizimkiler gibi yapımlar onun müzikleriyle tanındı. Umut filmiyle 1969 Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Müzik Ödülü”nü kazandı.

2021 yılında İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali tarafından “Onur Ödülü”ne layık görüldü.











Oyunculuk

Televizyon izleyicileri onu en çok İkinci Bahar dizisindeki rolüyle tanıdı. Ardından Yabancı Damat dizisinde “Memik Dede” karakteriyle büyük beğeni kazandı. 2007 yapımı Beyaz Melek filminde “Mala Ahmet” rolünü canlandırdı. Daha sonra Canım Ailem dizisinde “Cabbar Ağa”, Muhteşem Yüzyıl dizisinde ise “Piri Mehmet Paşa” karakteriyle yer aldı. Ayrıca Doksanlar, Kadim Dostum ve Çoban Yıldızı adlı dizilerde de rol aldı.


Tiyatro oyunları

Filmografisi

Vefatı

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, 16 Ekim 2025 tarihinde, 90. yaş gününü kutladıktan yaklaşık bir ay sonra İstanbul’da doğal nedenlerle hayatını kaybetti. Ölüm haberini oğlu duyurdu. Sanatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.


Ben seni alamam âh Holofira

 "Bilesin kavuşmak yok İslamlıkta, Kavuşan kısmısı ancak gavurdur..."






---------Tekfurun Kızı ----------

Ben seni alamam âh Holofira

Azığım tam takır bineğim nalsız

Bir bende geçerim kalacağım yok

Dostlarım bîvefa düşmanım yalsız, 

Bakracımda kum...

Ben seni alamam âh Holofira

Sade yoksulluktan yokluktan değil

Eline kir olsun elli üç lira

Amma ki alamam

Ben seni alamam âh Holofira

Geç git hiç bakmadan eylenme e mi

Pusatları parlak bimbaş istesin

Seni ulak elçi nâim-i kral

Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat

Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat

Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

Ben seni alamam Âh Holofira

Baban kâfirine kılıç üşürsem of

Hem de gece bassam iti uykulu

Şöyle ya Allah'la bohçanı dürsem

Amma ki alamam

Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır

Koşumun gıcırdar ölmek dilerim

Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır

Sen bir düş imişsin kuşluk çağında

Soluma tükürdüm rabbim Gafûr'dur

Bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta tekfurun kızı

Kavuşan kısmısı ancak gâvurdur.


Şiir : Süleyman Çobanoğlu





Şah Hatâyî - Yola Girme Sen



Her gün bir doz alın fazlası sağlığa zararlı ...


Arif isen bir gün seni seslerler
Bülbül deyü gülistanda beslerler
Bir gün seni rehberinden isterler
Kimin izni ile girdin yola sen?
Kimin izni ile girdin yola sen?
Özün eğri ise yola zararsın
Derdini yetişmiş, derman ararsan
Maslahatın nedir şarı sorarsın?
Sarraf olmayınca girme şara sen
Sarraf olmayınca girme şara sen




Yedi Ulu Erenlerden Şah Hatayi

Asıl adı: İsmail bin Haydar
Doğum: 17 Temmuz 1487, Erdebil (İran)
Ölüm: 23 Mayıs 1524, Tebriz
Unvan: Safevî Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı
Edebî mahlası: Hatayi
Babası, Safevî tarikatının lideri Şeyh Haydar’dır.
Babasının öldürülmesinin ardından, 7 yaşındayken Erdebil’den kaçırılarak Lahican’a saklandı.
14 yaşında tahta çıktı, Tebriz’i fethederek Safevî Devleti’ni kurdu.
Kendini Şiî İslam’ın koruyucusu ilan etti.
1514 Çaldıran Savaşı’nda Osmanlılarla karşılaştı ancak mağlup oldu.

Alevî-Bektaşî edebiyatının en önemli isimlerinden biridir.

Türkçe yazdığı Hatayi mahlaslı şiirlerinde:

Allah ve Ali sevgisi,
Tasavvufî düşünceler,
Ehlibeyt övgüsü önemli yer tutar.
Şiirleri yüzyıllardır cemlerde okunmaya devam etmektedir.

Ünol Büyükgönenç - Dışarda Kar Yağıyor

 "Yalnızca haftanın değil, son yılların en güzel, en dokunaklı, en çarpıcı bestesi" 

Ünol Büyükgönenç - Dışarda Kar Yağıyor



45'lik Plak (Yavuz Plak/ 1597)

A Yüzü: Dışarda Kar Yağıyor (Ünol Büyükgönenç)

B Yüzü: Kız Çocuğu (Nazım Hikmet/Ünol Büyükgönenç)




Adını, Cem Karaca'nın Apaşlar grubuyla yollarını ayırdıktan sonra girdiği yeni bir grup arayışı sırasında kurulan Kardaşlar'ın gitaristi olarak duyuran Ünol Büyükgönenç aslında 11 yaşından itibaren müzikle ilgilenmeye başlamış bir müzisyendi. Sanatçı konservatuarda piyano eğitimi almış ve ilk olarak 1968 yılında Salim Ağırbaş Orkestrası'nın gitaristi olarak sahnelere adım atmıştı. Birkaç yıl çalıştıktan sonra Cem Karaca'dan ayrılan Kardaşlar 1973'de grubun adını taşıyan tek 45'leri Çökertme'yi piyasaya çıkardı. Plaktaki iki şarkıda da vokaller Ünol Büyükgönenç'e aitti. Kardaşlar, Cem Karaca'dan sonra Ersen'le birlikte çalışmaya başladı, birlikte kaydedilen iki 45'likten sonraysa Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Bu ayrılığın ardından Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan ile Dervişan'ı kurarak yeniden Cem Karaca'yla çalışmayı denese de grup arkadaşlarıyla anlaşamadığından dolayı bu işbirliği uzun süreli olamadı. Bir havayolu şirketinde çalışmaya başladıktan sonra evlendi ve ardından Amerika'ya yerleşti. Müzikten uzak geçen üç yılın ardından eşinden ayrılarak yurda dönen Ünol Büyükgönenç ilk solo 45'liğini 1977 yılında kaydetti. Bir yüzünde Yeni Bir Türkiye, diğer yüzünde Oy Gülüm Oy adlarını taşıyan iki şarkının yer aldığı bu plak aslında önseçimlerden önce CHP'nin bütün il ve ilçe teşkilatlarına dağıtılmak üzere hazırlanmıştı. Klavyeli çalgılarda Uğur Dikmen'in yer aldığı ve içinde Bülent Ecevit posteri bulunan bu plağı CHP daha sonra satın almaktan vazgeçti, sanatçı da bu nedenle plağın dağıtımını durdurmak zorunda kaldı.

Ünol Büyükgönenç'in adını müzik dünyasına yeniden hatırlatan olaysa 1979 yılında Saklambaç gazetesi tarafından düzenlenen Altın Mikrofon Yarışması oldu. Bu yarışmada Dışarda Kar Yağıyor ile Şarkı Sözü ve Beste dalında birinci seçilen Ünol Büyükgönenç, büyük ilgi gören şarkısını kısa sürede kaydetti ve 45'lik plak olarak piyasaya çıkardı. Arkasında sözlerini Nazım Hikmet'in bir şiirinden alan Kız Çocuğu'nun bestesi de sanatçının kendisine aitti. 

Nazım'ın

 "Kapıları çalan benim kapıları birer birer/ Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler/ Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar/ Yedi yaşında bir kızım büyümez ölü çocuklar" dizelerini içeren bu ünlü şiiri daha önce başta The Byrds olmak üzere birçok müzisyen tarafından bestelenmişti. Kız Çocuğu daha sonra da Türkçe olarak Zülfü Livaneli ve Ezginin Günlüğü (Japon Balıkçısı) tarafından yeniden bestelenecek, Byrds'ün bestesi ise This Mortal Coil (I Come and Stand at Every Door) tarafından 1991 tarihli Blood albümünde yeniden yorumlanacaktı. 

Nazım'ın şiirinden yola çıkılarak 1962 yılında James Waters tarafından yapılan beste ise Pete Seeger tarafından kaydedilmiş olmasına rağmen, bu kayıtlar ancak sanatçının 1999 yılında yayınlanan Headlines & Footnotes: A Collection Of Topical Songs albümüyle gün yüzüne çıkabildi. Bruce Springsteen'in The Seeger Sessions turnesi sırasında bu besteyi tekrar yorumladığı da biliniyor.



Ünol Büyükgönenç'in 1979'da Altın Mikrofon Yarışmasında ödül kazanan Dışarıda Kar Yağıyor'u Yavuz Plakçılık tarafından piyasaya çıkarılır çıkarılmaz hem eleştirmenlerden, hem de dinleyicilerden büyük ilgi gördü. Hey dergisi "Yalnızca haftanın değil, son yılların en güzel, en dokunaklı, en çarpıcı bestesi" olarak değerlendirdiği 45'liğe tam not vererek beş yıldızla değerlendirdi. Hızla listelere giren plak aynı hızla tırmanarak sekiz hafta sonra Hey Top 20 Yerli 45'likler listesinin zirvesine oturmayı başardı. Yıl sonu geldiğinde düzenlenen Hey Müzik Oskarları anketinde ise Dışarda Kar Yağıyor, Yılın 45'lik Plakları kategorisinde Edip Akbayram'ın Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz'ının ardından 2.sırada yer aldı. Ünol Büyükgönenç ise Yılın Ümit Veren Şarkıcıları sıralamasında en yakın rakibi Zerrin Özer'e yaklaşık 3000 kadar fark atarak 5251 oyla birinci seçildi.

Oum Kalthoum - Hazihi Lailati

OUM KALTHOUM - HAZIHI LAILATI

(SONO KAHIRE, 1969)





'Bu benim gecem ve hayalim, 

geçmiş ile başlayan gelecek arasında, 

sen aşkın ve dileklerimin ta kendisisin, 

o halde kadehi tutkuyla doldur ve ver bana'

Bu albüm kalbinizde özel bir yere sahip olmalı, çünkü o zamanlar  kendisini ve besteci Mohamed Abdel Wahab'ın kim olduğunu bilmeden dinlediğimiz bir şarkıcıydı.

 "Hathehe Laylati".  şimdiye kadar duyduğumuz tüm zamanların en sevdiğimiz şarkılarından biri olmaya devam edecektir.

1969'da Fransa'da yayınlanan  çift 45 lik plak olan bu özel versiyon, Mısır'da yayınlanan orijinal 1968 çift 45 liğin yeniden basımıdır. 68'de bir LP ve tek bir 7" versiyonu da yayınlandı. 

Parçayı açan Gitarın Büyücüsü rahmetli Omar Khorshid gitarıyla destansı bir kayıt.

Ayrıca Suat Sayın tarafından okunan 'Arabacı' adlı eserin girişlerini bulacaksınız. 

Bulursanız kaçırmayınız derim ama çok zor bir plak o artık ancak rüyalarımızı süsler bundan sonra raflarımızı asla .





Esenkalınız , müzikle kalınız

Feyruz ile köşedeki kafede


Feyruz 

ile köşedeki kafede


Güneş uzak ufkun kıvrımlarından süzülerek ortaya çıktığında, beyaz gelinlikli bir siluet ve koyu renkli güllerden oluşan bir buket taşıyan ay meltemi bana doğru geliyordu gördüm. 
Bedenim delirdi, Ruhum öldü, Camsı kalbim kırıldı.... 


Ey ayın komşusu, yıldızların elçisi, 
aramızdaki bu sevgi iki kıtayı birbirine bağlayan müziğinin köprüsü değilmidir.... 

Tanrı seni korusun Fayrouz.... 
Belki biraz geç kaldık ama biz şanslıydık be aşkım, 
seni ve sesinin büyüsünü radyolarımızdan hep dinleyebildik, yeni yetmeler düşünsünler onlar bu keyfin çok gerisindeler. 
Banu Kırbağ: Türk Popunun Sessiz Devrimcisi

 


Banu Kırbağ :


Türk Popunun Sessiz Devrimcisi

Türkiye’de pop müziğin kadın öncülerinden biri olan Banu Kırbağ, sadece sesiyle değil, besteci, aranjör ve orkestra şefi kimliğiyle de iz bıraktı. 2 Mart 1951’de İstanbul’da doğan Kırbağ, 18 Ağustos 2025’te aramızdan ayrıldı. Onun hikâyesi, sahne ışıkları altında geçen bir ömürden çok daha fazlasını barındırıyor.

İlk Adımlar

Müziğe lise yıllarında okul orkestrasında amatör solist olarak başlayan Kırbağ, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda şan ve solfej eğitimi aldı. 1972’de Zafer Dilek ve kız kardeşi Hülya Kırbağ ile birlikte kurduğu Zafer-Banu-Hülya üçlüsüyle ilk profesyonel deneyimini yaşadı. Dört 45’lik ve bir albümle süren bu birliktelik, 1976’da sona erdi.

Solo Kariyer ve Yükseliş

1977’de sahne adını kısa bir süreliğine “Banu Arman” olarak değiştiren sanatçı, sonrasında sadece “Banu” ismiyle yoluna devam etti. 1978’de seslendirdiği Ölsem de Bir Kalsam da Bir ve Unutulur (Kalacağım) ile büyük çıkış yaptı. Aynı dönemde Timur Selçuk’un yönettiği Çağdaş Dershane’de aldığı teorik eğitim, müzikal vizyonunu derinleştirdi.

Sahne Dışında Bir Kadın Devrimci

Banu Kırbağ, sadece şarkıcı değil, aynı zamanda müzikte kadınlara açılmamış kapıları aralayan bir isimdi. 1984’te yayımlanan Anlatamıyorum albümünde hem beste hem de düzenleme yaparak Türkiye’nin ilk kadın aranjörlerinden biri oldu.

1987’de Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması’nda Ayşegül Aldinç’in seslendirdiği Bir Bahar Aşkısın adlı bestesiyle sahneye çıktı; otuz kişilik orkestrayı yöneterek Türk pop tarihinde “ilk kadın orkestra şefi” unvanını aldı.

1991’de Zerrin Özer’in seslendirdiği Bırak Ellerimi ile TRT’den “Yılın En İyi Bestesi” ödülünü kazandı.

Yol Arkadaşlıkları

Kırbağ, müzik hayatı boyunca Şanar Yurdatapan, Yusuf Ziya Ulusoy, Hasan Hüseyin Demirel, Murat Kalaycıoğlu ve Alp Murat Alper gibi isimlerle çalıştı. Edip Akbayram’ın 1988’de yayımladığı Özgürlük albümünde vokal yaparak dayanışmacı tavrını da ortaya koydu.

Son Yıllar ve Sessiz Veda

2000’li yıllarda Ankara Büyükşehir Belediyesi Şehir Orkestrası’nda solistlik yaptı. MESAM’da denetim kurulu üyeliği üstlendi. Hayatının son döneminde sahnelerden biraz uzaklaşsa da müziğe ilgisi hiç bitmedi.

18 Ağustos 2025’te kanser nedeniyle 74 yaşında hayata veda etti. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Hatırası

Banu Kırbağ, “Ölsem de Bir, Kalsam da Bir” dediği şarkısıyla yıllar boyunca hafızalarda kaldı. O, sadece bir yorumcu değil; besteleri, düzenlemeleri ve müzikte açtığı yollarla Türk pop tarihinin unutulmaz kadınlarından biri oldu.


Diskografi

düzenlemek

45'likler

düzenlemek

Zafer Banu Hülya 

düzenlemek
  • Şimdi Yalnızım (Banu Solo) / Seni Öyle Seviyorum Ki (Yonca-1974)
  • Çukulata Sevgilim / Kara Kara Badem Gözler (Yonca-1974)
  • Ağlama Gönlüm Ağlama / Seni Gidi Çapkın (Yonca-1975)
  • Kalbim İstanbul'da / Kaleden Top Atarlar (Yonca-1976)

Solo

düzenlemek
  • Vefasız / Eski Bir Mektup (Disko-1969)
  • Sormadan Gir / Zalim (Polydor-1974)
  • Nasıl Mutlu Olurum Sensiz / Öyle Bir Dünyada Yaşıyorum Ki (Yonca-1976)
  • Ölsem De Bir Kalsam Da Bir / Buna Sevmek Denirse (Hop-1979)
  • Eski Sevgili / Yok Ki (Hop-1980)

Albümler

düzenlemek
  • Zafer, Banu ve Hülya (Yonca-1976)
  • Bir Demet Müzik (Balet-1981)
  • Anlatamıyorum (Balet-1984)
  • Canım Can Çekişmede (Bayar-1986)
  • Gün Kavuşurken (Fono-1988)
  • Kırık Hava (Bayar-1990)
  • Gider Olduk (Sarp-1992)
  • Sevdalardayım (Göksoy/Ada-1994)
  • Türküler Yolladım Sana (Binbaşı-1998)
  • En İyileriyle Banu (2 CD, Ossi-5 Şubat 2009) 

Dijital

düzenlemek
  • Bir Ömür Geçti (2k23-2024)