Fikret Kızılok / B -yüzü “Egoist Kumsal (Aklımda Hep Sen Varsın)”


Fikret Kızılok / B -yüzü

“Sakın Gelme” - “Egoist Kumsal (Aklımda Hep Sen Varsın)”

Fikret Kızılok’un 2001 yılında sona eren yaşamı dikkate alındığında, popüler müzikle kurduğu son ilişki biçiminin yorumculuktan ziyade bestecilik ve söz yazarlığı üzerinden şekillendiği görülmektedir. Bu bağlamda ortaya çıkan çalışmaların ilki, MFÖ tarafından seslendirilen “Sakın Gelme”, diğeri ise Sertab Erener tarafından yorumlanan “Kumsalda” adlı eserdir.

“Kumsalda”, Kızılok’un 1984 yılında Çekirdek ile icra ettiği “Egoist Kumsal (Aklımda Hep Sen Varsın)” ile kavramsal açıdan benzerlik taşımakla birlikte, söz ve müzikal yapı bakımından tamamen özgün bir eser niteliğindedir. Eserin özgün versiyonu Fransızca olup Plage Égoïste adıyla bilinmektedir. Söz konusu versiyon, sanatçının vefatının ardından 2002 yılında Sony Müzik tarafından yayımlanmıştır.

Bu veriler ışığında değerlendirildiğinde, Kızılok’un söz konusu dönemde üretim pratiğini daha çok “yaratıcı özne” konumuna taşıdığı söylenebilir. İcracı kimliğinden geri çekilerek eserlerini farklı yorumcular aracılığıyla dolaşıma sokması, hem müzikal ifade alanını genişletmiş hem de eserlerinin çok katmanlı bir yorumlanabilirliğe açılmasına imkân tanımıştır. Bu yaklaşım, sanatçının popüler müzik içindeki konumunu yalnızca bir yorumcu olarak değil, aynı zamanda belirleyici bir üretici figür olarak yeniden tanımlamaktadır.

Sertab Erener’in 2001 yılında yayımlanan ve kamuoyunda “turuncu albüm” olarak anılan çalışması, açılışını “Kumsalda” adlı eserle yapmaktadır. Söz konusu düzenleme Demir Demirkan tarafından gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte, eserin kökeni 1980’li yılların başında Fikret Kızılok’un üretim pratiğine uzanmaktadır.

1982 yılında Bostancı’daki Çekirdek Sanatevi’nde, Bülent Ortaçgil ile birlikte sahne alan Kızılok’un, icra öncesinde “Kayıtta mıyız?” sorusuyla başlattığı performans, “Egoist Kumsal” adlı eserin ilk kaydı olarak değerlendirilmektedir. Bu dönem, Kızılok’un muayenehanesini aynı zamanda alternatif bir müzik mekânına dönüştürdüğü; sınırlı dinleyici kapasitesine sahip konserlerin kaydedilerek çoğaltıldığı ve dolaşıma sokulduğu bir üretim modeliyle karakterizedir. “Egoist Kumsal” da bu kayıtlar arasında yer almıştır.


Eserin söz yapısı, küresel ölçekte acı, yoksulluk ve umutsuzluk gibi temaları işlerken, ani bir kırılmayla bireysel ve “egoist” bir huzur anına yönelmektedir. “Aklımda hiçbir şey yok / uzanmışım” ifadesiyle somutlaşan bu dönüşüm, kolektif trajediler ile bireysel kaçış arasındaki gerilimi görünür kılar. Bu bağlamda eser, hem ironik hem de insani bir sorgulama alanı açmaktadır.

İlerleyen yıllarda eserin Fransızca versiyonu Plage Égoïste adıyla ortaya çıkmış; melodik yapı bakımından ilk akustik yorumdan farklılaşmıştır. 2001 yılında ise aynı temel fikir, Sertab Erener yorumuyla popüler müzik estetiği içinde yeniden üretilmiştir. Fikret Kızılok’un vefatının ardından 2002’de yayımlanan Dünden Bugüne Derleme albümünde yer alan “Plaj Egoist” kaydında sanatçı, parça öncesi yaptığı konuşmada, bireyin zihinsel dünyası ile toplumsal gerçeklik arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekmektedir.

Bu çok katmanlı üretim süreci, aynı eserin üç farklı yorum üzerinden (Çekirdek’teki akustik form, Fransızca versiyon ve pop düzenleme) yeniden anlamlandırıldığını göstermektedir. Tüm bu versiyonlarda ortak bir soru yankılanmaktadır: Küresel ölçekte acı ve kederin varlığı sürerken, bireyin kendine ait küçük ve “egoist” huzur anları yaratma hakkı var mıdır?



Kaçtık dağların başına..  BACIN ÖNDE BEN ARKADA...


Arkası yarın mı desem,

eskiden böyle radyo hikayeleri vardı.


Bir 45 lik türküsü hikayesi diyelim biz, sizde okurken çözezeceksiniz zaten..
‘Sevenleri sevdiğine versinler’ versinlerde eğlenelim çoşalım, mutluluklarını paylaşalım değilmi ? ama nerdeee… yaşadığımız bu coğrafyada bu işi hep zora koşmadılarmı yıllarca belkide hala devam ediyordur.
Konu aslında çok farklı, belki de müzik tarihimizin ilk Clik bait ’i olan bu eserde, ne ana – baba ne de dayı – emmi istemediler bu evliliği. Çalınan bütün kapılar yüzlerine kapandı sevenlerin.
Resmi olsun istediler muhtar mührü basmadı, imam dediler o da kıymadı nikahı, elleri ellerine kavuşmadı sevenlerin bir türlü o köyde.
İşin içine Jandarma girdi gece basıverdi köyü, düdüğün üstüne çaldı bir düdük, ay karanlıktı aşıklar gaz lambasını da söndürdüler. Mümkünü yok dedi oğlan başka yolu kalmadı. Kaçtılar dağlara doğru …
Unutmadan bir de bebe var bir yaşına yakın gelinin kucağında.
Devam ediyor hikaye;