Oğlan oğlan boynuma dolan, kolum sana yastık, saçlarım yorgan…

 

Zeki Müren

 “Oğlan oğlan boynuma dolan, kolum sana yastık, saçlarım yorgan…” Dedesi Hacı Mehmet Efendi’nin, bebek Zeki Müren’in göbeği kesildikten sonra kulağına söylediği ilk ninni buymuş. “Dedem ezan okurken tüm Bursa sokağa çıkıp dinlerdi” demiş, sesini nereden aldığını göstermek istercesine.



Bursa’nın en iyi giyinen erkeği olduğunu söylediği babasının kucağında, yemek masasında Selahattin Pınar’ın şarkısını söylerlermiş birlikte “Yalnız benim ol, el yüzüne bakma sakın sen… Kıskan beni, göğsünde uyut, yan ateşimden…” Ahşap evlerinin bahçesindeki, sardunya saksılarıyla çevrili havuza düşen bez bebeği Tomris’in su geçişini tıkayan şişmiş halini unutmamış. Kokuları da unutmamış; ne Mora’dan muhacir, hep beyazlar giyip saçını topuz yaptığı için Temiz Hayriye diye anılan babaannesinin gramafonunun içindeki makina yağı kokusunu, ne Bursa’ya gelen çadır tiyatrosunun şarkıcılarının sürdüğü esansın, yaptıkları makyajın, hatta sahne arkasındaki tuvaletten yayılan kokuyu. İstanbul’a ilk gelişinde burnuna gelen kokuyu, Bursa’daki çadır tiyatrosunun kokusuyla karşılaştırır ve İstanbul’un kokusu ağır basar. Ne de olsa, çadır tiyatrosu için “bu güzellikler nereye gidiyor acaba anne?” diye sorduğunda, “kimbilir oğlum? Ama herhalde en sonunda yine İstanbul’a dönerler…” cevabını alacaktır. Ve içine atılan tüm “bu güzelliklerin tohumları, tüm ülkenin en karışık duygularının en ilginç tezahürlerini doğuracaktır. Zeki Müren’in bir yıldız olarak doğuşu, büyük bir kitlenin avuçlarının arasından kayıp gittiğini gördüğü bir estetiğin, bir anlam dünyasının sonbaharının buruk tadını doldurur ağızlara. Zamanın yavaş aktığı, kahvenin mangala sürüldüğü, mehtaba çıkılan, bülbül dinlemeye gidilen, ölümlülüğün tadını sakince çıkarmayı bilmeye fırsatı olmuş kalender bir dünyanın son temsilcisi, aslında daha ziyade, sonunun temsilcisi gibi müstehzi gülümser. Geleneğin kendisini değil, modernliğin onu ittiği yenilenme, hayatta kalma, uyum sağlama, yeni bir estetik dünya kurma çabasını temsil eder adeta.


Aşıkane Nümayişin Müsebbibi Zeki Müren



Aşıkane Nümayişin Müsebbibi

Zeki Müren

(21 Aralık 1931 - 21 Eylül 1996)


   1929’da İş Bankası’nın ünlü kumbara afişini tasarlayan Güzel Sanatlar Akademisi hocası, grafiker, ressam, tiyatro oyuncusu ve güftekar Prof. Sabih Gözen, Zeki Müren’i ünlü yapacak olan 1953 tarihli ‘’Beklenen Şarkı’’ filmine adını veren ‘’Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin’’ şarkısının sözlerini yazan kişidir. 

   O dönemde Zeki Müren, radyo sayesinde tüm Türkiye tarafından tanınırken, Cahide Sonku ise büyük bir sinema yıldızıydı. Zeki Müren, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ikinci sınıf öğrencisiyken, oyunculuk tecrübesi olmamasına rağmen, dönemin en ünlü oyuncularından Cahide Sonku ile başrolü paylaşacaktı. Akademide hocası olan Sabih Gözen’in yazdığı bu güfteyi, nihavend makamında besteler. Sözleri tutkulu bir aşkı anlatan bu eser, dinlemekten büyük keyif aldığım bir şarkıdır. Ancak nedense başka hiçbir yorumdan dinlemeye tahammül edemem. 

Misirlou, Zeki Müren - Yaralı Gönül


Misirlou

Zeki Müren

Yaralı Gönül  45 Lik Plaklar dönüyor



Rock alanında, en ünlü versiyon kesinlikle 1960'ların başında Sörf müziğinin gerçek bir marşı haline getiren Dick Dale'in versiyonudur 
ve tam da "Pulp Fiction" ı izlemeye giden halkı heyecanlandıran versiyondur. Quentin Tarantino sadece filmin açılış teması olarak "Misirlou" yı istedi Birçokları için resmi versiyon olarak kaldı, Zeki Müren'imiz tarafından 'Yaralı Gönül' olarak plağa okunan Suat Sayın bestesi olarak da tanıdığımız bu eserin durumun böyle olmadığını belirtmek istedim.