Feyruz : Kökleri Mardin’e uzanan bir hikâye...

 

Feyruz : Umudun ve şarkının sesi



Adı Nouhad Haddad’tı, biz onu Feyruz olarak tanıdık.

Ortadoğu’nun dünyaya sesini duyuran en büyüleyici yorumcularından Feyruz, bugün 83 yaşında. Yaşıyla, duruşuyla, geçmişten geleceğe uzanan büyüsüyle onu, Lübnan bayrağındaki sedir ağacıyla özdeşleştirmek haksızlık sayılmaz.

Kökleri Mardin’e uzanan bir hikâye...
Feyruz, Osmanlı döneminde Mardin’den sürgün edilen Süryani bir baba ile Lübnan Marunilerinden bir annenin dört çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Sahne ismi olarak seçtiği “Feyruz” (Firuze), Arapça’da umudun rengi olan turkuaz anlamına gelir.


BÜYÜKANNENİN MASALLARINDAN MASALSI ŞARKILARA

Feyruz’un çocukluğu, Beyrut'ta patrikhaneye bakan, komşularla mutfağı paylaşılan tek odalı klasik bir evde geçti. Babası baskıevinde dizgici, annesi ise dört çocuğuyla ilgilenen bir ev kadınıydı. Utangaç yapısıyla pek arkadaşı olmayan Nouhad, yaz aylarını Debbieh’teki büyükannesiyle geçirirdi. Gündüzleri atlara bakan, geceleri büyükannesine sokulup mum ışığında dinlediği masallar, onun sanatında ileride yankılanacak masalsı bir tınıya dönüştü.


SESİN KEŞFİ VE İLK ADIMLAR

Henüz çocuk yaşta sesinin rengiyle dikkat çekmeye başladı. 1950’de bir okul gösterisinde, Lübnan Konservatuvarı’ndan ünlü müzisyen Mohammed Fleyfel onu dinledi ve konservatuvara yönlendirdi. Ailesi başta karşı çıksa da, kardeşiyle birlikte konservatuvara gitmesine izin verildi.

Eğitimi sırasında sesi bu kez Halim el Roumi’nin dikkatini çekti. Batı ve Arap notalarını rahatlıkla söyleyebilmesiyle öne çıktı. Roumi onu Beyrut radyosunun korosuna aldı, şarkılar besteledi. Ve artık sahne ismi “Feyruz” ile anılmaya başlandı.


AŞK VE SANAT YOLDAŞLIĞI

Radyoda çalıştığı yıllarda Assi ve Mansour Rahbani kardeşlerle tanıştı. Assi, onun için besteler yaparken zamanla aralarında aşk doğdu. 23 Ocak 1955’te evlendiler.
Feyruz’un Arap dünyasında tanınmasını sağlayan şarkı ise Assi’nin yazdığı ‘İtab’ oldu.

1957’de Baalbeck Festivali’nde verdiği konser, kariyerinde bir dönüm noktasıydı. 1960’larda Halim el Roumi, onu "Lübnan şarkıcılığının First Lady’si" olarak tanımlıyordu. Bu dönemde Rahbani kardeşler onun için yüzlerce şarkı, müzikal ve üç film hazırladı.


DİKTATÖRLERE DEĞİL, HALKLARA ŞARKILAR

1969’da Cezayir Devlet Başkanı Houari Boumedienne, Feyruz’u özel konser vermeye davet etti. Feyruz bu daveti reddetti. Lübnan radyolarında aylarca ambargoya uğradı, fakat geri adım atmadı:
“Ben yalnızca halklara şarkı söylerim, diktatörlere değil.”
Bu tavrı, onun sanatçı kimliğini dünya çapında saygı duyulan bir noktaya taşıdı.


SAVAŞIN ORTASINDA BİR SES: POLİTİK ŞARKILAR

1972’de Assi Rahbani beyin kanaması geçirdi. İyileştikten sonra şarkı sözleri daha politikleşti. Feyruz’un sesi, bu mesajları halklara ulaştıran bir araca dönüştü.
1975’te Lübnan İç Savaşı başladığında Feyruz ülkesini terk etmedi. Şarkılarıyla birlik, barış ve kardeşlik çağrısı yaptı. 1978’de Petra müzikali hem Müslüman Batı hem de Hristiyan Doğu Beyrut’ta sahnelendi.

1979’da Rahbani kardeşlerle yollarını ayırdı. Bundan sonra oğlu Ziad Rahbani ile çalışmaya başladı.


BEYRUT’LA GÖZYAŞI DÖKEN SES

İç savaşın kanlı yılları boyunca Lübnan’da sahne almadı ama dünyada rekorlar kıran turnelere çıktı. Konserlerini “Lübnan Seni Seviyorum” şarkısıyla bitiriyordu.
1994’te savaşın ardından yeniden düzenlenen Şehitler Meydanı’nda verdiği konserle halkına umut ve birlik mesajı sundu.


EVET, BİR UMUT VAR

2010’da çıkardığı son albüm ‘Eh Fi Amal’ (Evet, Bir Umut Var), Ortadoğu’da kanın aktığı bir dönemde halklara sabır ve umut çağrısıydı. O günden beri sahne almıyor. Ama sesi, şarkıları ve duruşuyla hâlâ yaşıyor.


FEYRUZ’UN ŞARKISI: UMUT VAR MI? EVET, BİR UMUT VAR…Evet, Bir Umut Var (Fi Amal – في أمل)

Çiçeklerle dolu olsa da tarlalar,
Ne söylersen söyle, ne kadar anlatsan da fark etmez.
Sevgilim, sevgilim,
Geri dönmemiz artık mümkün değil.

Bir kırlangıcım var, bir de kiremitle kaplı bir çatım,
Ve senin uzaklığının ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.
Ama sevgilim, hislerim...
Artık bana geri dönmeyecek.

Bir umut var, evet bir umut var,
Bazen can sıkıntısından doğar,
Bazen bir özlemle geri gelir,
Bazen de sadece bir an için,
Üzüntüyü hafifletmek için.

Pencere çerçevesinin rengi seni bana hatırlatıyor,
Ama yaşananları unutturmuyor.
Yıllar öncesinden kalma mektuplar önümde duruyor hâlâ,
Artık güllerden, şebboylardan ve yaseminlerden yoruldum.

Sevgilim, sevgilim,
Artık özlemin de bana dokunamıyor.

Güzel bir geçmiş vardı, ama geçti,
Rüzgârla savrulup boşlukta kayboldu.
Geriye yalnızca yaşanan bir sahnenin anısı kaldı.
Biraz ekmek, biraz tuz, biraz da kabullenme…
Her günün gecesi ve onu takip eden bir gündüzü var.

Ömrüm önümde akıyor,
Bak, buğday nasıl da yükseliyor ovalarda,
Ve su nasıl da durmaksızın akıyor…

Sevgilim, hislerim…
Bu kadar kolay silinip gidebilir mi gerçekten?

Ne anlatacaksın dostlarına, misafirlerine
Benim hakkımda?
Kıskanç olduğumu, özel olduğumu mu?
Ama sevgilim, ikimiz de biliyoruz neler yaşandığını…


 


 

Bu blog, sunucusunda herhangi bir dosya veya klasör saklamaz. Tüm gönderiler yalnızca tanıtım ve önizleme amaçlıdır. Burada yayınlanan albümleri beğendiyseniz lütfen sanatçıların müziklerini satın alarak destek olun.

0 Comments: