Gül İbo Gardaş

2018 yılının Mart ayının dördüydü. Soğuk bir Pazar sabahı, saat henüz beşi gösteriyordu. Mahalle hâlâ uykudaydı. Ta ki karşı komşudan gelen o acı dolu ses yankılanana kadar…

Bir çığlık… Bir ağlama… Ardından telaşla açılan kapılar, yanan ışıklar, koşuşturan insanlar… Mahalle, daha gün doğmadan karanlığa bürünmüştü. Çünkü herkes aynı soruyu soruyordu:

“Yoksa kötü haber mi var İbo’dan?”

Kapılar çalındı, ablası başını iki yana sallayarak ağladı. Herkes sessizce anlamıştı artık. İbo gitmişti. Sessiz, sakin, kimsesiz hayatının sonunda, uykusunda göçüp gitmişti bu dünyadan.

Bir ağıt gibi yankılandı sokakta:
“Uyan İbo gardaş, uyan böyle nereye?
Alır götürürler seni yukarı, tekkeye…”

Ama o uyanmadı. Bir daha da dönemedi mahallesine, evine.

Kardeş yüreği dayanamadı. Gözyaşlarıyla parçalandı. Yağmur çiseliyordu, tekkenin başında gençler, İbo’nun üzerine bir kefen örttüler. Hoca dualar etti, cemaat hep bir ağızdan “Âmin” dedi.

Yaşlılar iç geçirdi:
“Ölüm sırası büyüklerindir… Bu gencecik çocuklar ölmesin...”


İbo’nun bir evi olmadı hiç. Sivas'ta kahvehanelerin önünde geçirdi ömrünü. Ayakkabı boyacılığı yaparak kazandığı üç beş kuruşla bir sigarasını alır, kimseye yük olmamaya çalışırdı. 
Konuşunca sohbetli idi ama gözlerinde derin bir hüzün vardı. İnce, zayıf, dal gibi bir çocuktu. Yağız tenliydi. Karakaşları, kara gözleri, oya gibi kirpikleriyle bir garip delikanlıydı. Herkese saygılı sevgi doluydu. Gönlü zengindi, gözü tok.

Ablasında kalırdı. Sabah erkenden çıkar, akşam sessizce dönerdi. Sadece yatmak için. Bu dünyada gülmedi yüzü hiç. Ama belki… Belki öbür dünyada güler artık.

Gül İbo gardaş… Gül orada.

İsmet Üngör 4 Mart 2018




Bu blog, sunucusunda herhangi bir dosya veya klasör saklamaz. Tüm gönderiler yalnızca tanıtım ve önizleme amaçlıdır. Burada yayınlanan albümleri beğendiyseniz lütfen sanatçıların müziklerini satın alarak destek olun.

0 Comments: