Arif Erkin Güzelbeyoğlu & Müzik



Arif Erkin Güzelbeyoğlu & Müzik

(11 Eylül 1935, Gaziantep – 16 Ekim 2025, İstanbul)
Türk mimar, müzisyen ve tiyatro–sinema oyuncusudur.

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, tiyatro dışında da çok sayıda film ve diziye müzik besteledi. UmutAğıtDeğirmenKarakolda Ayna VarGramafon AvratBir Milyara Çocuk ve Bizimkiler gibi yapımlar onun müzikleriyle tanındı. Umut filmiyle 1969 Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Müzik Ödülü”nü kazandı.

2021 yılında İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali tarafından “Onur Ödülü”ne layık görüldü.



Hayatı ve Kariyeri

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, 11 Eylül 1935 tarihinde Gaziantep’te doğdu. Soyadı, “Güzelbeyzade” adlı Türkmen boyundan gelen aile adının Türkçeleştirilmesiyle oluştu. Yükseköğrenim için İstanbul’a gitmeden önce çocukluk ve gençlik yıllarını Gaziantep’te geçirdi.

Tiyatroya ilgisi lise yıllarında başladı. Gaziantep Lisesi öğrencisiyken 1950 yılında katıldığı bir yarışmada, Molière’in Hastalık Hastası oyunundaki başrolü kazanarak amatör tiyatro hayatına adım attı. Aynı dönemde lise öğretmeninden keman dersleri aldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde mimarlık eğitimi aldı. Ayrıca Devlet Opera ve Balesi’nin Opera Dershanesi’nde müzik eğitimi gördü. Bir süre İstanbul Radyosu’nda solist ve korist olarak görev yaptı.

Tiyatro kariyerine, amatör topluluklardan Genç Oyuncular grubunun kuruluşunda yer alarak başladı. Askerlik hizmetinden sonra, 1964 yılında Gülriz Sururi–Engin Cezzar Tiyatrosu’nda Refik Erduran’ın Direklerarası adlı müzikalinde rol alarak profesyonel oyunculuğa geçti. Oyunun müziklerini de kendisi besteledi. Daha sonra Haldun Taner’in Zilli Zarife ve Vatan Kurtaran Şaban oyunlarının müziklerini yaptı.

Genco Erkal tarafından kurulan Dostlar Tiyatrosu’nun kuruluş kadrosunda yer aldı ve topluluğun ilk beş yılı boyunca sahnelenen tüm oyunların müziklerini besteledi.

Sanat çalışmalarının yanı sıra, uzun yıllar kamu görevinde bulundu. İstanbul Belediyesi İmar Müdürlüğü’nde otuz yıl çalıştı; Beşiktaş Belediyesi’nde İmar Müdürü ve Teknik Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Emekli olduktan sonra da müzik çalışmalarına devam etti.


Müzik ve Sinema Çalışmaları

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, tiyatro dışında da çok sayıda film ve diziye müzik besteledi. Umut, Ağıt, Değirmen, Karakolda Ayna Var, Gramafon Avrat, Bir Milyara Çocuk ve Bizimkiler gibi yapımlar onun müzikleriyle tanındı. Umut filmiyle 1969 Adana Altın Koza Film Festivali’nde “En İyi Müzik Ödülü”nü kazandı.

2021 yılında İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali tarafından “Onur Ödülü”ne layık görüldü.











Oyunculuk

Televizyon izleyicileri onu en çok İkinci Bahar dizisindeki rolüyle tanıdı. Ardından Yabancı Damat dizisinde “Memik Dede” karakteriyle büyük beğeni kazandı. 2007 yapımı Beyaz Melek filminde “Mala Ahmet” rolünü canlandırdı. Daha sonra Canım Ailem dizisinde “Cabbar Ağa”, Muhteşem Yüzyıl dizisinde ise “Piri Mehmet Paşa” karakteriyle yer aldı. Ayrıca Doksanlar, Kadim Dostum ve Çoban Yıldızı adlı dizilerde de rol aldı.


Tiyatro oyunları

Filmografisi

Vefatı

Arif Erkin Güzelbeyoğlu, 16 Ekim 2025 tarihinde, 90. yaş gününü kutladıktan yaklaşık bir ay sonra İstanbul’da doğal nedenlerle hayatını kaybetti. Ölüm haberini oğlu duyurdu. Sanatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.


Ben seni alamam âh Holofira

 "Bilesin kavuşmak yok İslamlıkta, Kavuşan kısmısı ancak gavurdur..."






---------Tekfurun Kızı ----------

Ben seni alamam âh Holofira

Azığım tam takır bineğim nalsız

Bir bende geçerim kalacağım yok

Dostlarım bîvefa düşmanım yalsız, 

Bakracımda kum...

Ben seni alamam âh Holofira

Sade yoksulluktan yokluktan değil

Eline kir olsun elli üç lira

Amma ki alamam

Ben seni alamam âh Holofira

Geç git hiç bakmadan eylenme e mi

Pusatları parlak bimbaş istesin

Seni ulak elçi nâim-i kral

Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat

Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat

Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

Ben seni alamam Âh Holofira

Baban kâfirine kılıç üşürsem of

Hem de gece bassam iti uykulu

Şöyle ya Allah'la bohçanı dürsem

Amma ki alamam

Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır

Koşumun gıcırdar ölmek dilerim

Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır

Sen bir düş imişsin kuşluk çağında

Soluma tükürdüm rabbim Gafûr'dur

Bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta tekfurun kızı

Kavuşan kısmısı ancak gâvurdur.


Şiir : Süleyman Çobanoğlu





Şah Hatâyî - Yola Girme Sen



Her gün bir doz alın fazlası sağlığa zararlı ...


Arif isen bir gün seni seslerler
Bülbül deyü gülistanda beslerler
Bir gün seni rehberinden isterler
Kimin izni ile girdin yola sen?
Kimin izni ile girdin yola sen?
Özün eğri ise yola zararsın
Derdini yetişmiş, derman ararsan
Maslahatın nedir şarı sorarsın?
Sarraf olmayınca girme şara sen
Sarraf olmayınca girme şara sen




Yedi Ulu Erenlerden Şah Hatayi

Asıl adı: İsmail bin Haydar
Doğum: 17 Temmuz 1487, Erdebil (İran)
Ölüm: 23 Mayıs 1524, Tebriz
Unvan: Safevî Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı
Edebî mahlası: Hatayi
Babası, Safevî tarikatının lideri Şeyh Haydar’dır.
Babasının öldürülmesinin ardından, 7 yaşındayken Erdebil’den kaçırılarak Lahican’a saklandı.
14 yaşında tahta çıktı, Tebriz’i fethederek Safevî Devleti’ni kurdu.
Kendini Şiî İslam’ın koruyucusu ilan etti.
1514 Çaldıran Savaşı’nda Osmanlılarla karşılaştı ancak mağlup oldu.

Alevî-Bektaşî edebiyatının en önemli isimlerinden biridir.

Türkçe yazdığı Hatayi mahlaslı şiirlerinde:

Allah ve Ali sevgisi,
Tasavvufî düşünceler,
Ehlibeyt övgüsü önemli yer tutar.
Şiirleri yüzyıllardır cemlerde okunmaya devam etmektedir.

Ünol Büyükgönenç - Dışarda Kar Yağıyor

 "Yalnızca haftanın değil, son yılların en güzel, en dokunaklı, en çarpıcı bestesi" 

Ünol Büyükgönenç - Dışarda Kar Yağıyor



45'lik Plak (Yavuz Plak/ 1597)

A Yüzü: Dışarda Kar Yağıyor (Ünol Büyükgönenç)

B Yüzü: Kız Çocuğu (Nazım Hikmet/Ünol Büyükgönenç)




Adını, Cem Karaca'nın Apaşlar grubuyla yollarını ayırdıktan sonra girdiği yeni bir grup arayışı sırasında kurulan Kardaşlar'ın gitaristi olarak duyuran Ünol Büyükgönenç aslında 11 yaşından itibaren müzikle ilgilenmeye başlamış bir müzisyendi. Sanatçı konservatuarda piyano eğitimi almış ve ilk olarak 1968 yılında Salim Ağırbaş Orkestrası'nın gitaristi olarak sahnelere adım atmıştı. Birkaç yıl çalıştıktan sonra Cem Karaca'dan ayrılan Kardaşlar 1973'de grubun adını taşıyan tek 45'leri Çökertme'yi piyasaya çıkardı. Plaktaki iki şarkıda da vokaller Ünol Büyükgönenç'e aitti. Kardaşlar, Cem Karaca'dan sonra Ersen'le birlikte çalışmaya başladı, birlikte kaydedilen iki 45'likten sonraysa Büyükgönenç gruptan ayrıldı. Bu ayrılığın ardından Uğur Dikmen ve Oğuz Durukan ile Dervişan'ı kurarak yeniden Cem Karaca'yla çalışmayı denese de grup arkadaşlarıyla anlaşamadığından dolayı bu işbirliği uzun süreli olamadı. Bir havayolu şirketinde çalışmaya başladıktan sonra evlendi ve ardından Amerika'ya yerleşti. Müzikten uzak geçen üç yılın ardından eşinden ayrılarak yurda dönen Ünol Büyükgönenç ilk solo 45'liğini 1977 yılında kaydetti. Bir yüzünde Yeni Bir Türkiye, diğer yüzünde Oy Gülüm Oy adlarını taşıyan iki şarkının yer aldığı bu plak aslında önseçimlerden önce CHP'nin bütün il ve ilçe teşkilatlarına dağıtılmak üzere hazırlanmıştı. Klavyeli çalgılarda Uğur Dikmen'in yer aldığı ve içinde Bülent Ecevit posteri bulunan bu plağı CHP daha sonra satın almaktan vazgeçti, sanatçı da bu nedenle plağın dağıtımını durdurmak zorunda kaldı.

Ünol Büyükgönenç'in adını müzik dünyasına yeniden hatırlatan olaysa 1979 yılında Saklambaç gazetesi tarafından düzenlenen Altın Mikrofon Yarışması oldu. Bu yarışmada Dışarda Kar Yağıyor ile Şarkı Sözü ve Beste dalında birinci seçilen Ünol Büyükgönenç, büyük ilgi gören şarkısını kısa sürede kaydetti ve 45'lik plak olarak piyasaya çıkardı. Arkasında sözlerini Nazım Hikmet'in bir şiirinden alan Kız Çocuğu'nun bestesi de sanatçının kendisine aitti. 

Nazım'ın

 "Kapıları çalan benim kapıları birer birer/ Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler/ Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar/ Yedi yaşında bir kızım büyümez ölü çocuklar" dizelerini içeren bu ünlü şiiri daha önce başta The Byrds olmak üzere birçok müzisyen tarafından bestelenmişti. Kız Çocuğu daha sonra da Türkçe olarak Zülfü Livaneli ve Ezginin Günlüğü (Japon Balıkçısı) tarafından yeniden bestelenecek, Byrds'ün bestesi ise This Mortal Coil (I Come and Stand at Every Door) tarafından 1991 tarihli Blood albümünde yeniden yorumlanacaktı. 

Nazım'ın şiirinden yola çıkılarak 1962 yılında James Waters tarafından yapılan beste ise Pete Seeger tarafından kaydedilmiş olmasına rağmen, bu kayıtlar ancak sanatçının 1999 yılında yayınlanan Headlines & Footnotes: A Collection Of Topical Songs albümüyle gün yüzüne çıkabildi. Bruce Springsteen'in The Seeger Sessions turnesi sırasında bu besteyi tekrar yorumladığı da biliniyor.



Ünol Büyükgönenç'in 1979'da Altın Mikrofon Yarışmasında ödül kazanan Dışarıda Kar Yağıyor'u Yavuz Plakçılık tarafından piyasaya çıkarılır çıkarılmaz hem eleştirmenlerden, hem de dinleyicilerden büyük ilgi gördü. Hey dergisi "Yalnızca haftanın değil, son yılların en güzel, en dokunaklı, en çarpıcı bestesi" olarak değerlendirdiği 45'liğe tam not vererek beş yıldızla değerlendirdi. Hızla listelere giren plak aynı hızla tırmanarak sekiz hafta sonra Hey Top 20 Yerli 45'likler listesinin zirvesine oturmayı başardı. Yıl sonu geldiğinde düzenlenen Hey Müzik Oskarları anketinde ise Dışarda Kar Yağıyor, Yılın 45'lik Plakları kategorisinde Edip Akbayram'ın Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz'ının ardından 2.sırada yer aldı. Ünol Büyükgönenç ise Yılın Ümit Veren Şarkıcıları sıralamasında en yakın rakibi Zerrin Özer'e yaklaşık 3000 kadar fark atarak 5251 oyla birinci seçildi.

Oum Kalthoum - Hazihi Lailati

OUM KALTHOUM - HAZIHI LAILATI

(SONO KAHIRE, 1969)





'Bu benim gecem ve hayalim, 

geçmiş ile başlayan gelecek arasında, 

sen aşkın ve dileklerimin ta kendisisin, 

o halde kadehi tutkuyla doldur ve ver bana'

Bu albüm kalbinizde özel bir yere sahip olmalı, çünkü o zamanlar  kendisini ve besteci Mohamed Abdel Wahab'ın kim olduğunu bilmeden dinlediğimiz bir şarkıcıydı.

 "Hathehe Laylati".  şimdiye kadar duyduğumuz tüm zamanların en sevdiğimiz şarkılarından biri olmaya devam edecektir.

1969'da Fransa'da yayınlanan  çift 45 lik plak olan bu özel versiyon, Mısır'da yayınlanan orijinal 1968 çift 45 liğin yeniden basımıdır. 68'de bir LP ve tek bir 7" versiyonu da yayınlandı. 

Parçayı açan Gitarın Büyücüsü rahmetli Omar Khorshid gitarıyla destansı bir kayıt.

Ayrıca Suat Sayın tarafından okunan 'Arabacı' adlı eserin girişlerini bulacaksınız. 

Bulursanız kaçırmayınız derim ama çok zor bir plak o artık ancak rüyalarımızı süsler bundan sonra raflarımızı asla .





Esenkalınız , müzikle kalınız

Feyruz ile köşedeki kafede


Feyruz 

ile köşedeki kafede


Güneş uzak ufkun kıvrımlarından süzülerek ortaya çıktığında, beyaz gelinlikli bir siluet ve koyu renkli güllerden oluşan bir buket taşıyan ay meltemi bana doğru geliyordu gördüm. 
Bedenim delirdi, Ruhum öldü, Camsı kalbim kırıldı.... 


Ey ayın komşusu, yıldızların elçisi, 
aramızdaki bu sevgi iki kıtayı birbirine bağlayan müziğinin köprüsü değilmidir.... 

Tanrı seni korusun Fayrouz.... 
Belki biraz geç kaldık ama biz şanslıydık be aşkım, 
seni ve sesinin büyüsünü radyolarımızdan hep dinleyebildik, yeni yetmeler düşünsünler onlar bu keyfin çok gerisindeler. 
Banu Kırbağ: Türk Popunun Sessiz Devrimcisi

 


Banu Kırbağ :


Türk Popunun Sessiz Devrimcisi

Türkiye’de pop müziğin kadın öncülerinden biri olan Banu Kırbağ, sadece sesiyle değil, besteci, aranjör ve orkestra şefi kimliğiyle de iz bıraktı. 2 Mart 1951’de İstanbul’da doğan Kırbağ, 18 Ağustos 2025’te aramızdan ayrıldı. Onun hikâyesi, sahne ışıkları altında geçen bir ömürden çok daha fazlasını barındırıyor.

İlk Adımlar

Müziğe lise yıllarında okul orkestrasında amatör solist olarak başlayan Kırbağ, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda şan ve solfej eğitimi aldı. 1972’de Zafer Dilek ve kız kardeşi Hülya Kırbağ ile birlikte kurduğu Zafer-Banu-Hülya üçlüsüyle ilk profesyonel deneyimini yaşadı. Dört 45’lik ve bir albümle süren bu birliktelik, 1976’da sona erdi.

Solo Kariyer ve Yükseliş

1977’de sahne adını kısa bir süreliğine “Banu Arman” olarak değiştiren sanatçı, sonrasında sadece “Banu” ismiyle yoluna devam etti. 1978’de seslendirdiği Ölsem de Bir Kalsam da Bir ve Unutulur (Kalacağım) ile büyük çıkış yaptı. Aynı dönemde Timur Selçuk’un yönettiği Çağdaş Dershane’de aldığı teorik eğitim, müzikal vizyonunu derinleştirdi.

Sahne Dışında Bir Kadın Devrimci

Banu Kırbağ, sadece şarkıcı değil, aynı zamanda müzikte kadınlara açılmamış kapıları aralayan bir isimdi. 1984’te yayımlanan Anlatamıyorum albümünde hem beste hem de düzenleme yaparak Türkiye’nin ilk kadın aranjörlerinden biri oldu.

1987’de Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması’nda Ayşegül Aldinç’in seslendirdiği Bir Bahar Aşkısın adlı bestesiyle sahneye çıktı; otuz kişilik orkestrayı yöneterek Türk pop tarihinde “ilk kadın orkestra şefi” unvanını aldı.

1991’de Zerrin Özer’in seslendirdiği Bırak Ellerimi ile TRT’den “Yılın En İyi Bestesi” ödülünü kazandı.

Yol Arkadaşlıkları

Kırbağ, müzik hayatı boyunca Şanar Yurdatapan, Yusuf Ziya Ulusoy, Hasan Hüseyin Demirel, Murat Kalaycıoğlu ve Alp Murat Alper gibi isimlerle çalıştı. Edip Akbayram’ın 1988’de yayımladığı Özgürlük albümünde vokal yaparak dayanışmacı tavrını da ortaya koydu.

Son Yıllar ve Sessiz Veda

2000’li yıllarda Ankara Büyükşehir Belediyesi Şehir Orkestrası’nda solistlik yaptı. MESAM’da denetim kurulu üyeliği üstlendi. Hayatının son döneminde sahnelerden biraz uzaklaşsa da müziğe ilgisi hiç bitmedi.

18 Ağustos 2025’te kanser nedeniyle 74 yaşında hayata veda etti. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Hatırası

Banu Kırbağ, “Ölsem de Bir, Kalsam da Bir” dediği şarkısıyla yıllar boyunca hafızalarda kaldı. O, sadece bir yorumcu değil; besteleri, düzenlemeleri ve müzikte açtığı yollarla Türk pop tarihinin unutulmaz kadınlarından biri oldu.


Diskografi

düzenlemek

45'likler

düzenlemek

Zafer Banu Hülya 

düzenlemek
  • Şimdi Yalnızım (Banu Solo) / Seni Öyle Seviyorum Ki (Yonca-1974)
  • Çukulata Sevgilim / Kara Kara Badem Gözler (Yonca-1974)
  • Ağlama Gönlüm Ağlama / Seni Gidi Çapkın (Yonca-1975)
  • Kalbim İstanbul'da / Kaleden Top Atarlar (Yonca-1976)

Solo

düzenlemek
  • Vefasız / Eski Bir Mektup (Disko-1969)
  • Sormadan Gir / Zalim (Polydor-1974)
  • Nasıl Mutlu Olurum Sensiz / Öyle Bir Dünyada Yaşıyorum Ki (Yonca-1976)
  • Ölsem De Bir Kalsam Da Bir / Buna Sevmek Denirse (Hop-1979)
  • Eski Sevgili / Yok Ki (Hop-1980)

Albümler

düzenlemek
  • Zafer, Banu ve Hülya (Yonca-1976)
  • Bir Demet Müzik (Balet-1981)
  • Anlatamıyorum (Balet-1984)
  • Canım Can Çekişmede (Bayar-1986)
  • Gün Kavuşurken (Fono-1988)
  • Kırık Hava (Bayar-1990)
  • Gider Olduk (Sarp-1992)
  • Sevdalardayım (Göksoy/Ada-1994)
  • Türküler Yolladım Sana (Binbaşı-1998)
  • En İyileriyle Banu (2 CD, Ossi-5 Şubat 2009) 

Dijital

düzenlemek
  • Bir Ömür Geçti (2k23-2024)



Üç Hürel Kardeşler

 

Üç Hürel Kardeşler – Gerçek Bir Rock’n Roll Hikâyesi

Üç Hürel, , 1972.


Hepimiz, iç dünyamızda tüm insanların anlamlı ve mutlu bir yaşam felsefesiyle yaşamasını isteriz.
Ancak sosyal yaşamın lüks ve konforla kuşatıldığı günümüzde, bu dışsal zenginliğin insanı gerçekten tatmin etmediği, hatta hayatı yaşanmaz hale getirdiği fark edilir.
Öte yandan, küçücük şeylerden mutlu olmayı bilenler, onları özel kılan o derinlikle bağ kurmayı ve orada kaybolmayı başarırlar.
Cumhuriyet dönemi edebiyatında bazı sanatçılar bireyi toplumsal değil, ruhsal yönüyle ele alarak eserler vermiştir. Gerçekçi tasvirlerle insanın iç dünyasını ve içsel çatışmalarını anlatmaya çalışmışlardır.
Ve işte, tüm bu içsel hesaplaşmaların, sade mutluluk arayışlarının karşısında duran kelime: oksidasyon.

Çünkü bazen insan ruhu da, tıpkı demir gibi, zamanla oksitlenir.

Evet, kimyasal bir tepkime gibi düşünürsek, müzik ve ses de dönüştürücü bir güç taşır. 

1960'ların ortasında kurulan müzik grupları — Rave-up’lar, Power Trio’lar — sert seslerin hamlığını yüksek enerjiyle örterken, Cream gibi gruplar bile sahnede yüksek volümle çalmayı tercih ediyordu. Ancak, Üç Hürel gibi birleşik ve bütünlüklü ses birlikleri oluşturan gruplar çok azdı.
Sanki diğer grupların bir “müzikal omurgası” yoktu. Başarılı olamamışlardı.

Bazı grupların rock'n roll tarihinde sonsuza dek kalması gerekiyordu. Ancak Üç Hürel, sadece bir araya gelip müzik yapan kardeşler değil; toplumun dertlerine, neşelerine ortak olan, çoğulcu bir anlayışı benimsemeyen, ama samimi bir ses bırakan ender gruplardan biri oldu.

Gerçek Bir Aile, Gerçek Bir Grup

Üç Hürel Kardeşler, 50 yılı aşkın süre müzik yapmaya devam etmiş gerçek bir kardeş grubuydu. Onların hikâyesi, bir rock’n roll masalıydı.
Onlar, başarının ölümsüz bayrağıdır.

Müziğe, İstanbul’da ilkokul tiyatrolarında Elvis Presley ve diğer klasik rock’n roll parçalarını söyleyerek başladılar. 27 Kasım 1965’te Fatih’te Kamer Düğün Salonu’nda ilk kez sahne aldılar ve gruplarına “Yankılar” (Yankees) adını verdiler. Ancak bu ismin başka bir grup tarafından kullanıldığını öğrenince isim değişikliğine gittiler:

1967’de Zeki Müren’in “Benim Olsan Sana Verirdim Ben Canımı” şarkısını twist formunda yorumlayarak Altın Mikrofon Yarışması’na katıldılar. Sonraki yıllarda "Biraderler" ismiyle ciddi sahne deneyimleri yaşadılar. Diskotek dergisinin yarışmasında ikinci oldular.

Yol Ayrımları ve “Üç Hürel”in Doğuşu


1970'lerin başında Feridun Hürel, Selçuk Alagöz Orkestrası’nda çalmaya başladı. Diğer kardeşler de Anadolu turnelerine katıldılar, yeni enstrümanlar aldılar. Nihayetinde, 20 Temmuz 1970'te, Kabataş Vapur İskelesi’nde enstrümanlarla dolu bir minibüste "Üç Hürel" kuruldu.

Babalarıyla beraber yaptıkları çift saplı Saz-Gitar, grubun sembolü haline geldi. Bu enstrüman bin yıllık Türk sazı ile batının elektro gitarını (Fender Stratocaster) birleştiren bir sentezdi.


Anadolu Rock’a Yeni Bir Soluk

Grup; wah-wah, fuzz, distorsiyon, sustain gibi efektlerle Batılı tınıları doğu motifleriyle birleştirdi. Aziz Ahmet, Ersen, Alpay ve Nesrin Sipahi gibi sanatçılar tarafından fark edildiler.
Hatta Erkin Koray bile onlardan biriyle çalmak istedi. Bu, onun Üç Hürel’in yaratıcılığını ve özgünlüğünü kabul etmesi demekti.

Üç Hürel, Türkiye'deki birçok gruptan farklı olarak, kendi bestelerini başkalarına çaldıran bir gruptu. Bu onları benzersiz kıldı.

Duraklama ve Geri Dönüş

1977’de askerlik, evlilikler, 1980 Darbesi, yurtdışı yolculukları ve ailede yaşanan ölümler nedeniyle grup dağıldı. Feridun Hürel, 1980’de Londra’ya yerleşti.
Ancak 1996’da tekrar bir araya geldiler ve geri dönüş albümleriyle sevenlerine merhaba dediler.

1999’da, Türkiye’nin kaotik olduğu bir dönemde, son albümleri "1953-1999: Dönerler Zaten" ile müzikseverlere veda ettiler. Kapakta, çocukluklarına ait sepya tonlarında bir aile fotoğrafı yer aldı.
Bu albüm, işitsel ve görsel olarak şu mesajı verdi:
"Biz hâlâ kardeşiz."


Grup Üyeleri:


  • Feridun Hürel – Söz yazarı, besteci, solo gitar. (d. 30 Nisan 1951, Trabzon)
  • Haldun Hürel – Bas gitar, düşünsel yapı. (d. Aralık 1947, Rize)
  • Onur Hürel – Davul, grubun kalp atışı. (d. 8 Mayıs 1949, Trabzon)

Diskografi (Seçme Eserler):

45’likler:

  1. Ve Ölüm / Şeytan Bunun Neresinde
  2. Gurbet Türküsü / Didaydom
  3. Pembelikler / Ağıt
  4. Lazoğlu / Gül’e Ninni
  5. Yara / Döner Dünya
  6. Ağlarsa Anam Ağlar / Kara Yazı
  7. Madalyonun Ters Yüzü / Haram
  8. Canım Kurban / Anadolu Dansı
  9. Ömür Biter Yol Bitmez / Sevenler Ağlarmış
  10. Hoptirinom / Mutluluk Bizim Olsun
  11. Küçük Yaramaz / Gönül Sabreyle
  12. Boştur Boş / Ben Geçerim Gönül Geçmez

LP’ler:

  • 3 Hür-El – 3 Hür-El
  • 3 Hür-El – Hürel Arşivi

Kasetler:

  • 3 Hür-El – Efsane… Yeniden
  • 3 Hür-El – 1953 Hürel

Eşlik ettikleri Sanatçılar:

  • Üç Hürel & Rana Alagöz – Düğün Alayı - Bir Gölge Gibi.
  • Üç Hürel & Ersen – Dertli Kaval / Beni Hor Görme
  • Üç Hürel & Aziz Ahmet – Onbeşinde Aldım Sazı / Haram
  • Üç Hürel & Alpay – Aşk Böyledir / Gönüllerde Bahar
  • Üç Hürel & Nesrin Sipahi – Bir Mevsim Daha Geçti / Keçi Vurdum Çayıra
  • Feridun Hürel – Bir Sevmek Bin Defa Ölüm Demekmiş - Üzülmeye Değmez Hayat.

Son Söz:

Üç Hürel, yüksek sesleri, özgün ritimleri, yalnızca kendilerine ait enstrümanları ve samimiyetleriyle müzik tarihine damga vurdu.
Onlar sadece bir grup değil, gerçek anlamda bir efsaneydi.
Ve bence:

Dünyanın en iyi üçlüsü.


Agora Meyhanesi - İsmet Nedim





Agora’nın Hikâyesi: Bir Meyhanenin Hafızası



Tarihin 127 yıllık tanığı: Agora Meyhanesi
İstanbul'un Balat semtindeki "Agora Meyhanesi", Sultan Abdülhamit'in gayrimüslimlerin sosyal yaşamına gösterdiği hoşgörünün günümüze yansıması olarak değerlendiriliyor.

1880’li yıllar…
Marmara Adası'nın deniz kokan yamaçlarından, İstanbul’un kadim kıyılarına yol alan bir kaptan vardı: Asteri Dulidis. Eminönü ve Balat’a yük taşıyan bu sessiz deniz adamı, her seferin sonunda birkaç gün Balat’ta soluklanır, o tuzlu rüzgârla iç içe bir yaşam hayal ederdi.

Bir sabah, Şirket-i Hayriye vapurundan inen genç bir Rum kızına rastladı. Elinde bir bohça, yüzünde kentin sabahını taşıyan bir ifadeyle yürüyordu. Asteri, kalbinin dümenini başka bir yöne çevirdi o an. Tanıdıklar aracılığıyla başlayan mektuplar, birkaç ay içinde zarflara sığmaz duygulara dönüştü. Evlenmek istedi. Ancak gelen yanıt beklenmedikti:

“Kaptanın parası puldur, karısı duldur.”

İstanbul’da kök salmaya karar verdi. Geçici limanları kalıcı yuvaya dönüştürmek isteyen Asteri, Balat’taki eski Çıfıtçı Çarşısı’ndan bir arsa satın aldı. Üzerine, 1890 yılında, ileride yüzlerce anının mekânı olacak Agora Meyhanesi’ni inşa etti.

İlk yıllarda masa yoktu; büyük şarap fıçıları üzerine oturulurdu. Mahallenin çingeneleri, esnafı, balıkçısı; gün batarken orada toplanır, şarapla sohbeti yoğururdu. Ucuz ama içten bir yudumluktu burası. Çok geçmeden İstanbul’un dört bir yanından insanlar Agora’nın kapısını çalmaya başladı.

Yıllar aktı… Asteri yaşlandı ve yerini oğlu Stelyo Dulidis’e bıraktı. Ne var ki tarihin karanlık sayfalarından biri, Agora’nın üstüne gölge gibi çöktü. 6-7 Eylül 1955 gecesi, İstanbul'daki Rum azınlığa yönelik saldırılarda Agora Meyhanesi de ateşe verildi. Mekân küle döndü. Stelyo, denize bakan bölümü elden çıkarmak zorunda kaldı ama kalan kısmı elleriyle onarıp yeniden hayata döndürdü.

Bir sonraki kuşakta meyhanenin dümenine Hristo Dulidis geçti. Ancak zamanın rüzgârı onu 2001 yılında Selanik’e savurdu. Gitmeden önce, gençlik yıllarında meyhanede komilik yapmış olan Ersin Kalkan’a mekânı cüzi bir bedelle devretti.

Ersin, yalnızca eski bir komi değildi. Agora'da çalışırken tanıştığı Cemal Süreya’nın önerisiyle onun asistanı olmuş, şiire ve hayata farklı bir gözle bakmaya başlamıştı. Yıllar sonra gazetecilik yolculuğu da yine bu meyhanede başlamıştı.

Ancak Agora’nın hikâyesi sadece bu duvarlarla sınırlı değildi. 1959 yılında İzmir’de tıp okuyan genç bir şair, Dr. Onur Şenli, "Gece, Şarap ve Aşk" adlı bir şiir kaleme aldı. Şiiri fakülte dergisine gönderdi. Editör, başlığı değiştirerek “Agora Meyhanesi” adını verdi. Şiir öyle sevildi ki, besteci İsmet Nedim tarafından bestelenip şarkıya dönüştürüldü.

Şarkı, dönemin büyük sesleri tarafından yorumlandı. Ama işin ilginci, bu şiir ve şarkı aslında İzmir’in Agora semtindeki meyhaneleri anlatıyordu. Yine de insanlar, ismin büyüsüne kapılıp İstanbul’daki Agora’ya akın etti. Ve meyhane bir efsaneye dönüştü.

Yeşilçam burayı keşfetti. Tam 286 filmde, içki kadehleri bu taş masalarda tokuştu, hüzün burada şarkı oldu. Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Ayhan Işık gibi yıldızlar, meyhanenin sisli lambaları altında unutulmaz sahneler çekti.

Yıl 2013...
Mimar Hakan Kıran, meyhaneyi özgün mimarisiyle restore etti. Taş duvarlar bozulmadı, ahşap masalar yerinden oynamadı. Mekân, "Tarihi Agora Meyhanesi 1890" adıyla yeniden açıldı. Bugün hâlâ ayakta. 

Agora Meyhanesi artık sadece bir içki mekânı değil; bir bellektir. Asteri’nin aşkı, Stelyo’nun sabrı, Hristo’nun vedası, Ersin’in hikâyesi, Cemal Süreya’nın dizeleri, Onur Şenli’nin kalemi ve Yeşilçam’ın gölgeleri… Hepsi bu taş duvarların arasında bir zaman hâlâ yaşıyor.



AGORA MEYHANESİ

"sana bu satırları
bir sonbahar gecesinin
felç olmuş köşesinden yazıyorum.
beş yüz mumluk ampüllerin karanlığında
saatlerdir, boş olan kadehlere
şarkılarını dolduruyorum.
tabağımdaki her zeytin tanesine
simsiyah bakışlarını koyuyorum.
ve, kaldırıp kadehimi
bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum...
burada yaşanır aşkların en madarası
ve en şahanesi.
burada saçların her teline bir galon içilir
gözlerin her rengine bir şarkı seçilir,
sen bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
burası agora meyhanesi
burası arzularını yitirmiş insanların dünyası
şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
bu akşam umutlarımı meze yapıp içiyorsam
elimde değil,
bu da bir nevi namuslu serserilik.
dışarıda hafiften bir yağmur var.
bu gece benim gecem
kadehlerde alaim-i semaların raks ettiği,
gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu
camlara vuran her damlada
seni hatırlıyorum
ve sana susuzluğumu...
birazdan plaklarda şarkılar susar,
kadehler boşalır,
umutlar tükenir,
mezeler biter
biraz sonra,
bir mavi ay doğar bu sarhoş şehrin üstünde
birazdan bu yağmur da diner.
sen bakma benim delice efkârlandığıma,
mendilimdeki kızıl lekeye de boşver
yarın gelir çamaşırcı kadın
her şeyden habersiz onu da yıkar,
sen mes'ut ol yeter ki,
ben olmasam ne çıkar.
dedim ya
burası agora meyhanesi
bir tek iyiliğin bütün kötülüklere
meydan okuduğu yer
burası agora meyhanesi
burası kan tüküren mes'ut insanların dünyası..."