Bir türkü'n hikayesi

Arabesk, Halk Müziği, Anadolu Rock Müziği ve Unutulmaz Şarkıların Hikâyeleri ile sizlerleyim.
Bir türkü'n hikayesi

Duydum ki birkaç eser varmışVolkan’ın okuduğu Tanrı’nın hoşlandığı, Onun için çağırmış yanına …Cennetin sesleri birer birer ayrılırken aramızdan, yerini yenilerinin almasını beklemek düşüyor biz fanilere. Müzik hiç bitmesin, doyamadıklarımız öyle çabuk gitmesin.
dans etmeyi bilmezsin
Gündüz çayıra gece ahıra
inek gibi yaşıyorsun işte İnek
kağıt oynamazsın
Kahveye gitmezsin
Maça gitmezsin
Müzik dinlemezsin
Toplumsal hiç bir eylemin yok
Oturdu, gözlerinde korkuyla ters çevrilmiş fincanıma baktı.
“Biz sinemaları kiraladık.Hal böyle olunca, neredeyse bir ay ve her gece kiraladığımız İstanbul sinemalarını iki koldan dolaşır, kesilen bilet koçanlarını ve elde edilen hasılatı şeker çuvallarına doldurur, bir arabanın bağajına atar ve Hüseyin Peyda’nn evinde buluşurduk” sözleriyle anlatmştı ve her defasında duygulanmış ve gözleri ıslanmıştı.
Benzer bir anektodu Mustafa Dişli’den de dinlemiştim bir kaç kere. Kendisine özgü esprili üslubuyla; “kağıt para saymaktan parmaklarımın uçları nasır tuttu. Para çuvallarını taşımaktan belim fırk/fıtık oldu” der kahkahayı basar ve mutlaka “hey gidi günler hey” diye de hayıflanırdı.
Sinema eleştirmeni Orhan Ünser;
“O yıllardaki sinema salonu sayısı, koltuk sayısı, gösterimlerde kesilen bilet adedi ülke genelinde ne kadar değerlendirildi, bunu bugün kontrol etmek mümkün değil. 1951 yapımı Mezarımı Taştan Oyun’un değil gösterime çıktığı sezon kestiği biletin ne kadar olduğunu, kaç yıl gösterimde kaldığını belirleyebiliyor muyuz? Güneydoğu Anadolu’da bu sezon yıllar sürdü ve konu iki kere aynı adla, bir de Peyda’nin bir diğer filmi Söyleyin Anama Ağlamasın adı ile üç kez daha “yeniden” çekildi”(*) cümleleri Hüseyin Peyda’nn dostlarını yıllar sonra doğrular ve destekler.
O günlerin tanıklarından Gazeteci-Yazar Hıncal Uluç, Ülkü Tamer’in ‘Alleben Anıları’ isimli kitabını tanıttığı köşe yazısında;
”Ben mezuniyetimi "Mezarımı Taştan Oyun" ile kutlamıştım. Hüseyin Peyda'nın filmi.. Bugün Eşkıya nasıl efsane ise, Mezarımı Taştan Oyun, o zaman oydu. Akla hayale gelmez bir seyirci sayısına ulaşmıştı... Antep'te de en az 40 hafta oynamıştır”(**) diyerek Hüseyin Peyda’nn ve filminin gördüğü ilginin ve haslatın altını çizer.
Tevfik Çavdar; “Bir Lokma Bir Hrka’ya Mahkum Edilmek” başlıklı yazısında; “dumanlı bakışlı mecnun” dediği Hüseyin Peyda’nn "Mezarımı Taştan Oyun" adlı filminin aylarca afişlerden inmedigini (***) yazar.
Hüseyin Peyda’yı sinemada kalıcı kılan Mezarım Taştan Oyun filminin başarısı, bilimsel araştrmalara da konu edilir.
“Dönemin büyük gişe başarısı kazanan melodramlarından biri Anadolu’yu defalarca dolaşan, sinema önlerinde kuyruklar oluşmasna yol açan Hüseyin Peyda’nn yazıp yönettiği ve başrolünde oynadığı 1951 yapımı Mezarm Taştan Oyun filmidir. Atf Ylmaz’n da yönetmen yardımcılığı yaptığı bu filmde Abdo Bey rolüyle Hüseyin Peyda efsaneleşmiştir. Dönem filmlerinde sk görülen dansöz, gazel, gözyaşı ve komedi öğeleri bu filmde de vardır. Peyda bu filmi -baş rolde Nuri Sesigüzel ile- 1969’da tekrar çekecek, film ayn etkiyi yakalayamayacaktır. Bu durumun nedeni Peyda ile Sesigüzel ‘in sinema oyuncusu karizmalarında aranabilir. Sesigüzel dönemin sevilen bir türkücüsüdür, ancak sinema seyircisi açsndan önemli olan karizmatik yıldız tipi Peyda’da daha belirgindir. Filmin 1951 tarihli ilk çeviriminin beğenilmesinde Peyda’nn daha çok kadınlara çekici gelen bu yönünün etkili olduğu söylenebilir.”(*)
Burhan Ayeri, filmin vizyona girişinden 50 küsur yıl sonra; 10.10.2010 tarihli Akşam Gazetesi’nde çocukluk günlerinde İskenderun'daki Kanatlı Sineması'nda seyrettiği filmleri anlatırken;“İçlerinden bir tanesi, 'Mezarımı Taştan Oyun'un yeri ayrıdır. Mavi gözlü merhum Hüseyin Peyda'yı unutmak mümkün değil. 'Aşk, entrika, ölüm' hepsi bir aradaydı. Kızın cenazesi omuzlarda taşınırken patlatılan uzun hava kulaklarımızdan çıkmadı. İçeride, takılıp kaldı” der.
Türkülerini dinleyenler için “Türk Halk Müziği’nin Kraliçesi” ya da “Türkü Ana”
Yakından tanıma fırsatı bulanlar için ise sadece “Belkıs Abla”.
Debora İpekel ve Ece Düzgit, yeni plak şirketleri Zel Zele’nin çıkışını Türk besteci Ümit Aksu’nun olağanüstü bir çalışmasıyla kutladı:
“Bermuda Şeytan Üçgeni”, 1975 yılında basılan ve uzun zamandır koleksiyonerlerin peşinden koştuğu bir 7 inçlik plak, 2018’de nihayet yeniden gün yüzüne çıktı.
Bu parça, adını doğrudan meşhur Bermuda Üçgeni’nden alıyor. Hakkında pek çok efsane anlatılan bu gizemli bölge, Aksu’nun bestesinde ses efektleriyle, gerilimli geçişlerle ve hayal gücünü zorlayan müzikal dokularla adeta ses formuna bürünüyor.
Ancak “Bermuda Şeytan Üçgeni”, sadece ilginç bir konsepte veya trippy efektlere sırtını yaslayan bir iş değil.
Coşkulu nefesli grubu, dans ettiren bir backbeat ve nefes kesen bir saksafon solosu, parçayı neredeyse bir breakdance klasiği haline getiriyor. Öyle ki, bugünün gerçek bir B-boy ya da B-girl’ü bu şarkıya “floor rock” yaparken ter dökebilir.
Plak’ın B yüzünde ise daha hafif, sevimli ve neredeyse teatral bir parça yer alıyor. Ancak bu küçük müzikal vinyet, fazla tatlıya kaçmadan içinde barındırdığı psikedelik dokunuşlarla dikkat çekmeyi başarıyor.
Dinlerken gözünüzün önüne bir Coen Kardeşler filminin jeneriği ya da eski bir sessiz filmdeki kovalamaca sahnesi gelebilir. Müziğin sahne ya da film için bestelenmiş olabileceği düşüncesi hiç de uzak değil.
Orijinal baskısı neredeyse imkânsız bulunabilen bu nadide eser, 19 Ekim 2018’de Zel Zele etiketiyle yeniden yayımlandı.
Bu reissue yalnızca koleksiyonerler için değil, aynı zamanda Türk müzik tarihinin kıymetli parçalarının gün yüzüne çıkmasını bekleyen tüm müzikseverler için bir müjde niteliğinde.
Zel Zele’nin bu ilk adımı, hem geçmişle kurdukları köprünün kalitesini hem de geleceğe dair müzikal vizyonlarını açıkça ortaya koyuyor.
Onlar;
Meral ve Zuhal değil.
Meral ile Zuhal de değil.
Onlar, isimleri bağlaçlarla birbirine bağlanmamış, nadir bir ikilidir.
Onlar İkizler...
Onlar Meral-Zuhal’dir.
Popüler oldukları dönemde onları birbirinden ayırmak neredeyse imkânsızdı.
Birbirlerini tamamlayan sahne duruşları, vokal uyumları ve zarafetleriyle Türk Pop Müziği’nin değişmez ve tartışmasız “en cool” ikilisi oldular. Ve bizler için hep öyle kalacaklar.
1974 yılında Saner Plak etiketiyle yayımlanan bir 45’likte, Hulki Saner’in yönettiği Uyanık Kardeşler filmine ait iki parça yer aldı:
“Param Yok Pulum Yok” ve “Kimi Sevda Peşinde”.
Bu plakla birlikte, dinleyici onları ilk kez “İkizler” adıyla tanımış oldu.
1975’te, Carpenters'ın efsanevi şarkısı “Top of the World”ü Türkçe sözlerle seslendirmeye karar verdiler. Ancak plağın B yüzü için bir beste gerekiyordu.
Aranjörleri Zafer Dilek, onlara Melih Evin’in bir şarkısını dinletti. Bu şarkı, onların kariyerinde dönüm noktası olacaktı.
“Daha ilk pasajı dinler dinlemez sevdik,” diye anlatıyorlar Hey Dergisi'ne.
“Ve ‘Senden Başka Kimim Var ki’ adını taşıyan bu besteyi plak yapmaya karar verdik.”
Aynı dönemde bir televizyon programı yapma fikri doğdu. Meral-Zuhal bu amaçla dans dersleri almaya başladı. Bu sanatsal çabanın sonunda ise yeni plaklar için Tempo Plak ile bir anlaşma imzalandı.
1982 yılında Nur Yoldaş, Nokta ile Virgül, Kayahan ve Meral-Zuhal Kardeşler Ankara’da aynı sahneyi paylaştı. Sonrasında bu dörtlüyle Anadolu turnesine çıktılar. Ancak grup, Mayıs ayında dağıldı.
Fakat Meral-Zuhal durmadı. Aynı yıl Ekim ayında bu kez Erol-Emel Büyükburç ve Sevinç Sunar ile yeni bir Anadolu turnesine çıktılar.
2005 yılında, Ossi Müzik ve SONY-BMG iş birliğiyle hazırlanan nostaljik seri “Bir Zamanlar” tanıtımı için Babylon – Beyoğlu Tünel’de görkemli bir gece düzenlendi.
Meral-Zuhal gecede sahne aldı. Canlı performans sergileyen diğer sanatçılar arasında Erol Evgin, Yeşim, Uğur Akdora, Erol Büyükburç, Funda, Ayşe Mine, Semiha Yankı, Serpil Barlas, Zeliha, Erkut Taçkın, Ercan Turgut ve Banu da vardı.
Bu gece, sadece bir nostalji değil, Meral-Zuhal’in Türk pop tarihindeki yerini yeniden hatırlatan önemli bir andı.
🎵 İkizler Adıyla
🎶 Meral-Zuhal Adıyla
💿 Uzunçalarlar & Kaset Albümleri
Müzik formatlarının değişimine rağmen, kaset albümleri ile zamana ayak uydurmayı da başardılar.
Onlar, sadece birer şarkıcı değil; bir dönemin ruhunu taşıyan iki özel isimdi.
Sahneye attıkları her adımda zarafet, her melodide içtenlik vardı.
Ve evet, bunu tekrar tekrar söylemekte bir sakınca yok:
Meral-Zuhal, Türk Pop Müziği’nin değişmez “en cool” ikilisidir – ve hep öyle kalacaklardır.
Gitme, gitme ne olursun ! . Kasetçalar’da “Gitme” çalıyor. Tabii ki Derviş yorumluyor. Eser bitiyor, babam devam ediyor… Askerlik anıların...