Anadolu Rock Efsanesi ‘’Barıs Manço’’
(2 Ocak 1943 - 1 Şubat 1999)
II. Dünya Savaşı sırasında doğan ağabeyinin adını Savaş olarak adlandıran ailesi, savaşın sona ermesi anısına ona Barış adını verdi. Göbek adı, Sağlam Yusuf lakaplı merhum amcasını hatırlatmak amaçlı Tosun Yusuf olarak adlandırıldı.
- 1950'lerde Galatasaray Lisesi'nde okuduğu sırada, ilk grubu Kafadarlar'ı kurdu.
- 1962 ve 1963 yıllarında, bir sonraki grubu Harmoniler ile bazı Amerikan halk şarkılarının coverlarını ve Türk halk şarkılarının rock'n roll şeklinde yeniden düzenlemelerini kaydetti ve böylece Türk halk müziği ile rock müziğin bir sentezi olan Anadolu rock akımının başlangıcı oldu.
- 1963'te liseyi bitirip Avrupa'ya taşındı, Paris’e gitti. Yerel müzisyenler ile gruplar kurdu ve başta İngilizce ve Fransızca olmak üzere Türkçe olarak bazı 45'likler kaydetti.
- 1964'te Belçika'nın Liège kentindeki Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitimine devam etti.
- 1967'ye kadar Les Mistigris grubuyla Almanya, Belçika, Fransa ve Türkiye'ye turnelere çıktı. 1967'de talihsiz bir kaza geçiren sanatçı yara izini gizleme amacıyla karakteristik bıyığını uzatmaya başladı. Daha sonra Kaygısızlar Grubunu kuran sanatçı Mazhar Alanson ve Fuat Güner ile birlikte birkaç 45'lik kaydetti.
- 1971'de ilk albümü, bugün hala yaygın olarak "Dağlar Dağlar" olarak anılan "Dünden Bugüne"yi yaptı.
- 1962 Bilinen ilk 45'liği "Twistin Usa / The Jet" olan sanatçımız 1970 yılına kadar yaklaşık 15 adet 45'lik kaydetti.
- 1970 yılında ilk hit 45'liği "Dağlar Dağlar"ı çıkardı ve bu şarkı Türkiye'de 100.000'den fazla sattı ve Platin Plak Ödülü aldı. Bugün hala en popüler şarkılarından birisi olarak dinleniyor. Anadolu'nun bir başka etkili Türk Rock Grubu olan Moğollar ile birkaç 45'lik kaydettiler. Daha sonra Türkiye'ye dönen sanatçı Kaygısızlar ile kayıtlar yaptı.
- 1972 yılından ölümüne kadar kendisine eşlik edecek olan efsane Kurtalan Ekspres'i kurdu ve 45lik’lere devam etti.
- 1975 yılında birçok enstrümantal parçanın yer aldığı bir konsept albüm olan ilk derlenmemiş LP'si "2023"ü çıkardı. 1975 yılında "Baba bizi eversene" adlı filminde rol aldı. Bu kariyeri boyunca rol aldığı tek film olarak kaldı.
- 1976'da Uluslararası başarı elde etmek amacı ile adının tuhaf bir kopyası olan "Baris Mancho" adlı LP sini yayınladı. Albüm ona umduğu şöhreti getirmese de Romanya ve Fas'ta listelerin zirvesine yerleşti.
- 1977 aynı albüm Türkiye'de "Nick the Chopper" adıyla yayımlandı.
- 1977'den 1980'e kadar Türkiye'de, "Sakla samanı gelir zamanı" (1977), "Yeni bir gün" (1979) ve "20. Sanat Yılı Disko Manço"(1980) adlı eski 45'lik'lerin derlemelerinden oluşan üç albüm daha çıkardı.
- Bu albümlerin hepsi artık çok nadirdir. Ancak bu eserlerin çoğu daha sonraki "Ben bilirim" ve "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" albümlerinde kullanıldı.
- 1981'de Manço, Kurtalan Ekspres ile birlikte "Sözüm Meclisten Dışarı"yı çıkardı. Albümde "Alla beni pulla beni", "Arkadaşım eşek", "Gülpembe", "Hal hal" ve "Dönence" gibi birçok hit şarkı yer aldı. Albüm en popüler eserlerinden biri olmaya devam ediyor ve 1980'lerde Manço'nun popülaritesini artırdı. "Arkadaşım eşek" Başta bir çocuk şarkısı olarak tasarlanmamasına rağmen kısa sürede çocuklar arasında çok popüler oldu. Ahmet Güvenç'in Manço'nun anneannesi için bestelediği "Gülpembe" muhtemelen "Dağlar Dağlar"ın tek gerçek rakibi olmuştur.
- 1983 yılında "Estağfurullah Ne Haddimize" yayımlandı. Albümde "Halil İbrahim Sofrası" ve sanatçının ilk şarkısının yeni bir versiyonu olan "Kol Düğmeleri" ("Mango Seeds") hitleri yer aldı.
- 1985 yılında, "Gibi Gibi" ve "24 ayar Manço" yayınlandı. Bu Manço'nun sound'unda, grup odaklı rock tabanlı bir sesten oluşan eski eserlerin aksine, synthesizer ve davul makinelerinin yoğun kullanımıyla karakterize edilen bir değişimin başlangıcı oldu.
- İlerleyen yıllarda "Değmesin Yağlı Boya" (1986), "Sahibinden İhtiyaçtan" (1988) ve "Darısı Başınıza" (1989) albümlerini yayımlayan Manço, bu albümlerde hit şarkılara yer verdi ve yeni sound'unu ortaya koydu.
- 1988 yılında Manço'nun yönetmenliğini ve sunuculuğunu yaptığı "7'den 77'ye" adlı televizyon programı TRT 1'de yayınlanmaya başladı. Yayında olduğu sekiz yıl boyunca büyük bir başarı elde eden birleşik bir müzik, talk show ve belgesel programıydı. Manço, gösteri için 150'ye yakın ülkeyi gezdi. Gösterinin çocuklara yönelik bir bölümü olan "Adam Olacak Çocuk", Manço'nun genç izleyiciler arasındaki popülaritesini güçlendirdi.
- "Mega Manço" (1992) ve "Müsaadenizle Çocuklar" (1995) albümleri, 1992 tarihli çocuk hiti "Ayı"nın sınırlı başarısına rağmen, kariyerinin en zayıf teklifleri olarak kabul edildi.
- 1995'te Kurtalan Ekspres ile Japonya turnesine çıktı ve bu da tek canlı albümü olan "Live in Japan"ı (1996) ortaya çıkardı. O ülkede iki albüm çıkardı ve 1980'lerin hit şarkılarından ikisi olan "Domates, Biber, Patlıcan" ve "Nane Limon Kabuğu" şarkılarına atıfta bulunarak "sebzeler hakkında şarkılar yazan adam" olarak tanındı.
- 1 Şubat 1999'da Barış Manço, kısa süre önce tamamladığı son çalışması "Mançoloji" (1999), hit şarkılarının yeni kayıtlarının yanı sıra bitmemiş bir enstrümantal şarkı olan "40 yıl" adlı ikili albümü yayınlanmadan önce ani bir kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Ani ölümü milyonlarca insanı yasa boğdu, on binlerce kişi cenazesine katıldı. İstanbul'da Kanlıca Mezarlığı'na defnedildi. Barış Manço, Türkiye'nin en etkili pop müzisyenlerinden biriydi. Kariyerinin başlarında, o ve farklı grupları, Geleneksel Türk Halk Müziğini hala Türk Pop Müziğinin temel özelliklerinden biri olan Rock etkileriyle birleştirerek Türk Rock hareketine önemli katkılarda bulundu. 1970'lerin Progresif Rock'ından etkilenerek Anadolu Rock akımına öncülük eden Manço, on yıl sonra elektronik enstrümanlarla yaptığı deneylerle 1990'lı yıllarda Türk Halk Müziğinine katkıda bulundu. Farklı temaları kapsayan ancak çoğunlukla "aşık" (gezgin halk şairleri) geleneğinin biraz modernize edilmiş bir versiyonunu içeren şarkı sözleri, çoğunlukla aşk şarkılarının hakim olduğu 1980'lerin pop müzik sahnesine marjinal kaldı.
- 2002 yılında, "Yüreğimdeki Barış Şarkıları" adı altında, arabesk, pop ve rock gibi çeşitli türlerden on beş popüler Türk sanatçının yer aldığı bir saygı albümü yayınlandı.
- ve Yıl 2024, şu an satışta bulunan bu albümün yapımcısı Emre Müzik’e, sanatçının biyografi ve diskografisini yazma fırsatı veren kardeşim Hacer Mete Hanımefendi' ye ve emeği geçen mutfaktaki tüm ekibe teşekkürlerimi sunuyorum.

Neşe Karaböcek
Kimsesiz Gazeteci
Neşe Karaböcek gibi politikayla ilgisi olmayan bir sanatçının yorumladığı bir şarkıda ise bu kelimenin çağrıştırdığı anlam elbette değişir.
Hatta "gazeteci" çocuk ise, Selda'nın şarkısında bu, muhtemelen bir işçi çocuktur.
Arabesk ya da fantezi müzik söyleyen bir sanatçının seslendirdiği parçada ise, "gazeteci çocuk", aşk acısının haberini satan herhangi bir figür hâline gelir.
"Kimsesiz gazeteci" ise ayrı bir merak konusu… Eskilerin “müvezzi” dediği, sabahın erken saatlerinde bayiden gazeteleri alıp koltuğunun altına sıkıştırarak sokak sokak dolaşıp satan, genellikle çocuk yaştaki kişilerden bahsediyoruz.
1962-64 yılları arasında çıkan bir 45’lik plak, Arabesk müziğin ilk sinyallerini veren, acıklı ve hüzün yüklü bir örnek gibidir. Neşe Karaböcek’in telaşlı söyleyişi ve güfte-beste arasındaki uyumsuzluk dikkat çekse de, yine de şarkının kendine özgü naif bir yanı vardır.
Taş, belki de müzik tarihinin ilk ritm aletidir.
Burhan Bilgin
Hacer Mete
Mete Müzik
Muhterem Nur
Mustafa Canan
Müslüm Gürses
Picture Disk
Sadık İçlises
Şarkılar senin için
Şarkılar senin için - Müslüm Gürses
Sadık İçlises
Örene vardım
Arguvan Türküleri derken bir makamdan bir usulden bahsediliyor sanırdım
aslında Arguvan Osmanlı Devleti zamanında Tahir bucağı adı ile Arapgir'e bağlı olan sonradan ilçe olarak Diyarbakır'a bağlanmış daha sonra tekrar Tahir adı ile Keban'a sonrasında da Malatya'ya bağlanmış bir ilçemizdir.
Yöreye ait o kadar türküler varki hikayelerini araştırıp bulmak gerekiyor.
Bende bir türküye takıldım kaldım biraz araştırdıktan sonra sizlerle paylaşmak istedim.
TRT dağarcığında 206 numarada kayıtlı olan “Örenli Gelin” türküsünü TRT Müzik Dairesi Başkanlığı THM Müdürlüğü derlemiş. Yöresi türküde geçen yer adından dolayı Malatya Akçadağ Ören Köyü, Kaynak kişi İlhan Kızılay olarak kaydedilmiş.
Giderim giderim de Ören'e benzer anam Ören'e benzer
Yıkılmış evleri de virana benzer di loy loy Ören'li gelin
Akçadağ köyüne de Ören diyorlar anam diyorlar
Senin bu derdine de verem diyorlar
Loy loy diloy loy Ören'li gelin
Giderim giderim de yolum yan gelir anam yan gelir
Ah ettikçe içerimden kan gelir loy loy diloy loy Ören'li gelin
Kazın mezarımı da dört yol üstüne anam üstüne
Yar gelip geçtikçe de bana can gelir
Loy loy diloy loy Ören'li gelin
Bu uzun havayı, Nezahat Bayram, Zeki Müren ve Muazzez Abacı’nın sesinden TRT radyolarında –İlhan Kızılay’dan alınan bir Malatya türküsü anonsuyla sıkça dinlemiş idik, Türküyü Ceylan, Selahattin Alpay, Teslim Budak, Bedri Karahan’ın (Topal Bedo) vd. okuduğu gibi
Çukurovadan Sesler Topluluğu Sanatçısı Sadık İçlises den dinleme bahtiyarlığına da ulaştım.
1969 yılında Philips Plak dan yayınlanan 'Örene Vardım' adlı bu uzunhavanın hikayesine baktığımız zaman Türküde bilinen bir şey var; gelin veremli olduğu ve görüldüğü gibi başka öyküsü de yok…
Beni etki altında bırakan ise 'Yıkılmış evleri de virana benzer' dizeleridir yörenin geçmişte yaşamış olduğu Debrem felaketleri ile eşleştiremedimse de sanatçının yorumunda yüreğimi büken tarafı buydu ve istemesemde
acaba der gibi aklımdan geçmedi değil.
Belkide bölgede dün dün yaşamış olduğumuz acının etkisiyle böyle düşünmek durumunda kaldım.
Güzel Türkü güzel bir yorum dinlemek lazım.. daha doğrusu Erguvan Türkülere takılmak lazım
Tülay German: Anadolu-Pop'un Öncü Sesi
“Bir devrin değişimini sesiyle mümkün kılmak.”
Tülay German gerçekten de bir sırrı taşıyordu:
Bir devrin değişimini sesiyle mümkün kılmak.
Yavuz Taner
"O'nu tanımıyorsanız, müziği hiç okumamışsınız demektir."
13 Temmuz 1949, Gemerek/Sivas
14 Şubat 1990, İstanbul
(Bestekâr, orkestra şefi, söz yazarı ve yorumcu)
Henüz çocuk yaşlardayken ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eden Yavuz Taner, müzik eğitimi alabilmek için ortaokulu yarıda bırakır.
1960–70’li yıllarda okuduğu 45’lik plaklar üzerinden bize yansıyan eserlerine baktığımızda, esas ilgi alanının Türk Halk Müziği olduğunu açıkça görebiliriz.
1980–90 yılları arasında Türk Halk Müziği Korosu’nda solist ve korist (koro solisti) olarak görev yapan Taner’in gönlünde yatan arabesk çalışmaları bu dönemde yavaş yavaş gün yüzüne çıkar.
Bağlama ve ud başta olmak üzere pek çok enstrümanı profesyonel düzeyde çalabilen Taner, kendine özgü yeni bir tarz geliştirir ve bu sayede Türkiye'nin “Abdulhalim Hafız”ı olarak anılmaya başlar.
Askerliğini Manisa’da yapan Taner’i en iyi tanıyan isimlerden biri olan babam İsmet Üngör’den dinlemek benim için her zaman bambaşka bir ayrıcalıktı. Özellikle “Gitme” adlı, çok uzun yıllar üzerinde çalıştığı ancak bir türlü tamamlayamadığı projesinin yıllar sonra gün yüzüne çıkması ise benim için unutulmaz bir anıydı. Bu konuyu ayrıca başka bir yazımda anlatmıştım; takip eden arkadaşlarım hatırlayacaktır.
Taner’in sesinde yankılanan melodik türkü yorumları, dinleyicisini adeta keşiflerle dolu bir ruhsal yolculuğa, hatta bir “göç”e taşımıştır. 1964 yılında Aksaray Musiki Cemiyeti’ne girerek, Nida Tüfekçi, Adnan Araman ve Abdullah Nail Bayşu’dan Türk halk müziği dersleri alır.
Kısa ömründe bize miras bıraktığı 45’lik plakları aşağıda sizlerle paylaşıyorum:
- 1966 Sabahtan uğradım dostun bağına & Olaydım Olaydım (Arya Plak 61)
- 1967 Sen bahar Çağındasın & Sazımın Telleri (Cem Plak 520)
- 1967 Sen Gelsen Ne Olur & Kalbe Asla Değilmez (Arya 187)
- 1977 Güzel Kızlar & Gemiciler Kalkalım (Kervan 145)
İstanbul' un müzik sahnesiyle temas kurmaya başlar yenilikçi ve parlak müzik projelerinin kahramanı bir müzisyen olarak işbirliğine dayalı bir ilişki kurar.
Bağlamada kusursuzluğun yanında asıl başarısı bestelerinde saklıydı. Altyapılarda oluşturduğu kusursuz tınılar, birçok albümde öne çıkmayı başardı. İşte bu sebeple, arabesk tarihine damgasını vuran pek çok albümün yönetmenliğinde onun imzası bulunuyordu.
Örnekleme yapacak olursak; İbrahim Tatlıses'in “Yalan (1982)”, “Gözlerim Yaşlı (1982)”, “Benim Hayatım (1984)”, “Allah Allah (1987)”, “Kara Zindan (1988)”, “İnsanlar (1989)” ; Yunus Bülbül'ün “Ah Şu Kadınlar (1983)”, “Sende Sevgi Yok (1984)”, “Doğum Günüm (1986)”, “Vay Halime (1987)”, Müslüm Gürses'in “Güldür Yüzümü (1985)”, “Sevda Yolu (1986)”, “Yıkıla Yıkıla (1986)”, “Gitme (1987)”, “Aldatılanlar (1988)” ; Muhittin Seçen'in “Şarkılar Senin İçin (1987)”, Hüseyin Altın'ın “Dört Duvar Arasında (1990)”, Gökhan Güney'in “Sana Can Dayanmaz (1988)” ; Kibariye'nin “Sevmenin Bedeli (1987)”, “Arabeskin Sultanı (1989)”, “En Büyük Kibariye (1990)” ; Kamuran Akkor'un “Kraliçe ve Müzik (1985)” ; Bülent Ersoy'un “Suskun Dünyam (1987).”
Ayrıca söz yazarları Hamza Dekeli'nin “Ecel olsun”, Halit Çelikoğlu'nun “Haberimiz Yok”, Ali Tekintüre'nin “Gitme”, “Damla Damla”, “En Mutlu Günümde”, “Sevmek Yok”, “Ölesim Geldi”, “Aklı Yok”, “Unutursun Biliyorum”, “Topraktan Bedene”, “Allah Vergisi, “Yaşamanın Kuralı”, “Resim”, “Her Sabah”, “Tövbe Ettim”, “Köşe Kapmaca”, “Güldür Yüzümü”, “Maziden Biri”, “Unutamazsın”, “Canım Dediklerim”, “Gitti”, Yılmaz Tatlıses'in “Yanmış Bir Yürek”, “Gönlümde Bir İsyan” şarkılarının da bestelerini yaptı.
Kısacası Yavuz Taner besteleri, farkını hissettirerek başta Müslüm Gürses, Bülent Ersoy, Yunus Bülbül, Hüseyin Altın, Kibariye, Muhittin Seçen, Bayram Şenpınar, Ayşe Mine gibi pek çok isim tarafından yorumladı.
1987'de Türküola Müzik Yapım şirketinin bünyesinde ''Yaşamanın Kuralı'' adlı albümü çıkar.
Başarılı müzik çalışmalarıyla; arabesk müziğinin gelişmesine en çok katkı sağlayan isimlerden biri olarak Yavuz Taner, özellikle, 1980'lerde fırtına gibi esti ve pek çok arabesk sanatçısının şöhret basamaklarını tırmanmasına öncülük etti.
14 Şubat 1990'da bir kalp krizi sonucu vefat eden Taner, arabesk dünyasının en önemli kayıplarından biri oldu.
Taner, doğuştan yetenekli olup fikirlerini ve duygusal ifadelerini doğru vurgulayan bir müzisyendi onun rehberliğinde, zaten güzel doğmuş şarkıları gölgede bırakmadan okuyan bir çok yorumcu sanatçılar bir dönemde onun sayesinde şöhretin zirvesine ulaştılar.
Yineliyorum Doyamadıklarımızdan birisiydin Yavuz Amca...
Tanju Okan
(27-08-1938 - 23-05-1996)
27 Ağustos 1938 tarihinde İzmir/Tire’de dünyaya geldi. Balıkesir Lisesi’ni bitirdi. Balıkesir Lisesi’nden mezun olduktan sonra İtalya’ya giderek şan eğitimi aldı. Lisedeyken ‘Kırmızı Değirmen (Red Mill)’ isimli bir grubu vardı. 1955’te Tango ve vals orkestrası olan Müfit Kiper Orkestrası kadrosundaydı. Orkestra elemanları Tanju Okan’dan başka Şevket Uğurluer, Erol Büyükburç, Kanat Gür, Ay-Feri, Vasfi Uçaroğlu ve Şerif Yüzbaşıoğlu idi.
1957’se Berkant’ın ilk profesyonel grubu olan piyanoda Mehmet Kurdoğlu, kontrbasta Attila Özdemiroğlu, bateri(davul)da Oktay Evren ve elektro gitarda Yurdaer Doğulu (ve Akşam gazetesindeki ünlülerin evliliklerinden ve bu arada Attila Özdemiroğlu’nun evliliğinden sözeden bir habere göre de Tanju Okan) ile birlikte çeşitli gece klüplerinde sahneye çıkmaya başladılar.
Jupiters’i (Jüpiterler=Jüpiter Kenteti'ni) kurdular ve Ankara’da Profesyonel müzik yaşamına 1960’ta Orduevi Orkestrası’nda solistlik yaparak 1961’de de Ankara’da çeşitli kulüplerde şarkı söyleyerek başladı. Aynı yıl Hava Kuvvetleri Komutanlığı Caz Orkestrası şefliğine getirilen Orhan Sezener ile ayrıca kendi orkestrası olan Orhan Sezener Orkestrası’nda kontrbas çaldı, Behiye Aksoy’un programı bitip dans müziğine geçildiğinde davul çalıp yabancı pop şarkılarında solistlik yaptı. Ertesi yıl İstanbul´a yerleşti ve Müfit Kiper Orkestrası’nın solisti oldu. İlk evliliğini yirmidokuz yaşında Nur Erbay’la yaptı ve sekiz ay süren bu birliktelikten Tansu (1962) adında bir oğlu oldu.
1963 yılında Amerika´da konserler verdi. Tanju Okan, Milli Orkestra’yla birlikte 1964’te Türkiye’yi, Balkan Müzik Festivali’nde temsil etti. “Kara Tren”, “Katibim” ve “Kundurama Kum Doldu” şarkılarıyla 2 Eylül 1964’teki Balkan Festivali’nde Türkiye’yi temsilen katılan Milli Orkestra’mızın solisti olarak şarkı söyledi.
1964 yılında “İbibikler Öter Ötmez Ordayım” adını taşıyan ilk kırkbeşliğini çıkardı. Fransız Barclay firmasıyla dört plak çalışması yapan Okan, 1968’de “Haydar Haydar” ile dikkati çekti.
1970’te çıkarttığı En büyük hiti “Hasret” ona Altın Plak Ödülü kazandırdı. 1971’de “Benim de Canım Var” ve “Bir Falcı Vardı” adlı çalışmasıyla geniş kitlelerce tanındı. 1972’de “Darla
Dirlada”, 1973’de “Öyle Sarhoş Olsam ki” ve “Koy Koy Koy” ile beğeni topladı. Nilüfer ve Modern Folk Üçlüsü ile seslendirdiği “Arkadaş Dur Bekle” çok sevildi.
1974’te Şerefe ve “Yıldönümü”, 1975’te görkemli sesiyle harika yorumladığı unutulmayan şarkılardan biri de “Kadınım” idi. Yine 1975’te “Benim Halkım”, 1976’da “Kemancı”,
“Dostlarım” ve “Kaderim” gibi bir çok parçasıyla şöhret buldu. “Kemancı” ve “Dostlarım” o yıl sevilen şarkıları oldu.
Bu arada ikinci evliliğini 1976 yılında Zerrin Erdoğan’la yaptı ve bu evliliği ondört ay sürdü. 1976’da yapılan 1. Uluslararası İstanbul Festivali-İstanbul Film ve Şarkı Festivali’ne “Forget It” isimli İngilizce seslendirdiği şarkı ile katıldı. Bu festivalin bir LP albümü de çıkarıldı. 1978’de “Çocukluğum” 45’liğini çıkarttı.
1980’li yıllarda şöhretinin mirasını yedi. Tanju Okan´ın son albümü 1995 yılında Marş Müzik´ten çıkan İşte Tanju Okan ´95 oldu. Yılların sırtına yüklediği yorgunluğa rağmen Başak Başer ve Reha Erdir´in söz ve müziğini yazdığı “Yağmurla Gelen Düşler”, “Artık Yoruldum”, “Mavi Gözler”, “Sevdiğimi Söyle”, “Bil Ki”, “Sensiz Esen Rüzgarlar”, “Kalbi Kırık Serseri”, “Anılarım”, “Bir Zamanlar” ve “Son Güller” adlı şarkıları seslendirdi.
1990’lı yılları Urla’da geçiren Tanju Okan siroz hastalığına yenik düşerek 23 Mayıs 1996’da aramızdan ayrıldı.
Aşık Mahzuni Şerif
Amerika katil katil
Kanun yapar kendi teper
Amerika katil katil
Köşkün sarayın yıkılsın
Erim erim eriyesin
Umudun suya dökülsün
Erim erim eriyesin
Sürüm sürüm sürünesin
Efendiler bunun neresi yalan
Sizde havyar bizde bulgur aşı var
Bunca emeğimiz talandır talan
Yıllar yılı gözümüzün yaşı var
Bende bir insanoğluyum
Bırak beni konuşayım
Bir başım bir beynim vardır
Bırak beni konuşayım
Düşüneyim, danışayım
Kurban gelir payın yoktur
Haftan yoktur, ayın yoktur
Ankara'da dayın yoktur
Mamudo kurban niye doğdun?
diyebilecek ve Amerika’yı katillikle suçlayacak kadar cesurdur. Yine Deniz gezmiş ve arkadaşlarının idamına onay veren Dönemin başbakanı Nihat Erim’e yazdığı; dizelerinde de aynı cesareti göstermiş ve bu olayı onaylamayan milyonların sesi olmuştur. Tabi bu cesaretin de bir bedeli vardı. Bu ve bunun gibi çok sayıda türküler yazan, toplumsal yaralara parmak basan Mahzuni her fırsatta uydurma bahanelerle cezaevine koyuluyordu. 12 Eylül döneminden sonra ise 1987 yılına kadar yasaklı olmuştu. O adeta dünyaya sol taraftan doğmuştu. Hayata da soldan bakıyordu. Adaletsizliğe ve çarpık düzene başkaldırmıştı. Bir türküsünde; biçimindeki dizelerde halkın yoksulluğuna ve sömürülmesine karşı adeta bir isyan bayrağı açmıştır. Yine; şiirinde de son derece masumane isteklerle sadece konuşalım, anlaşalım şeklinde bir mesaj vermektedir.
“Mevla’m gör diyerek iki göz vermiş” derken üstü kapalı bir şekilde isyan eden Mahzuni, “İnce ince bir kar yağar fukaranın düzüne” dizeleri ile yokluk ve çaresizliği anlatır. Yine; “Bir çift öküz yeter mi/ aha Memmed emmi” derken, köylünün perişanlığına ve çaresizliğine, “Ankara’da dayın yoktur/Mamudo kurban niye doğdun” derken ise adam kayırmacılığa ve kaderciliğe dikkat çeker. Kimi türküsünde dünyaya parsel parsel bölmüş, kimi türküsünde ise sevdiğine, “işte gidiyorum çeşmi siyahım” diye seslenmiştir. Türküleri, tüm ülkede yediden yetmişe herkes tarafından dilden dile dolaşmıştır.
Mahzuni’nin dünyasında yapmacık olan hiç bir şey yoktur. Onda her şey doğal akışı içerisinde olması gerektiği gibidir. Belki de bu yüzden, hemen her konser sonrası kapıda bekleyen polislerle karakola gidip ifade vermesine, hatta bazen doğrudan cezaevine atılmasına alışmış durumdaydı. Benim Ortaokul yıllarımda da birkaç yılda bir, memleketimiz olan Turhal’a konsere gelirdi, biz de ailecek giderdik. Ancak her konserden sonra mutlaka bir karakol ziyareti olurdu. Bu konuda hiçbir baskıya boyun eğmiyor, her yerde, her konserinde eğilip bükülmeden türkülerini söylüyordu.
O, “bir daha gele gel Samsun’dan/sarı saçlım mavi gözlüm” diyecek kadar Atatürk sevdalısı ve Cumhuriyet değerlerine bağlıydı. Bir başka türküsünde ise: biçiminde bir ironiyle, adam kayırmacılığa ve torpile dikkat çekiyor, karşı duruş gösteriyordu. Onun türküleri adeta kimliği durumundaydı, türkülerinde düzene, sisteme, oligarşiye eleştirileri ve yoksul halkın çaresizliğini dile getirdiği dizeler saymakla bitmez. Mahzuni halkın sorunlarını türkü yaparak onların dertlerini dile getiriyor, diğer bir deyişle halktan aldığı gücü artırarak halka geri veriyordu. O türküler sadece Mahzuni’nin değil; ezilen, sömürülen ve yoksul bırakılan halkın da kimliğini temsil ediyordu. Bu da onu halk nezdinde adeta bir kahraman haline getiriyordu. Bu konuda sayfalar dolusu yazsak onu anlatmaya yetmez.
(Alıntıdır. Necdet Kurt Hocama Teşekkürlerimle.)
















